Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Boris Hristof

30 Nisan 2019 - 07:00

Okuduğum eğitim enstitüsünde öğrencilerin yüzde doksana yakını bir siyasi partinin gençlik kolu militanları gibiydi. Müdürümüz de o siyasi partinin milletvekili adaylığına soyunmuş ama kazanamamış bir  başka militanıydı.

Ilık bir mayıs sabahı, yatakhaneye giren eli zincirli- sopalı öğrencilerin saldırısı nedeniyle yaralanmış, iyileştikten sonraki günlerde de vilayet üst disiplin kurulu kararıyla üç öğrenci olarak polis nezaretinde şehir dışına atılmıştık. Belki de böylesi cezalandırılan ilk öğrencilerdik. Komikliğe bakın ki siz, daha sonra da okuldan atılmıştık. Haksızlığa uğramışlığımıza Danıştay inanmış ve yürütmeyi durdurma kararı vererek tekrar okula dönmemiz sağlanmıştı. Ama iki yıl sonra... Ne var ki o militan müdür beni kabul etmemişti. Hukuku hiçe sayarak…

İşte o günlerde tanıdım Boris Hristof’u. Okuldan atıldığım günlerde babamla olan tartışmamız nedeniyle İzmir’de iş aramış ve Boris Bey'in eşi Ayten Fişek’in Dotek Kitabevi’ne tezgâhtar olarak girmiştim. Ayten Hanım, sıkı bir öngörüşmeden sonra beni kabul etmiş, ilerleyen günlerde de beni bağrına basmış, annelik bile yapmıştı. Örneğin, öğle vakti Kordon’daki meşhur bir kebapçıya götürür, birlikte yer içerdik. Bayramlarda da beni eşiyle birlikte  Salihli’ye götürür, annemlere teslim eder, kahve içtikten sonra da tekrar İzmir’e dönerlerdi. Patronum mu annem mi bilemezdim Ayten Hanımı... Zaman sonra da özel şoförlüğünü yaptım. Göztepe’deki evine de sık sık giderdim. Gerek iş için gerekse de evden alıp kitabevine getirmek için… Bana olan olağanüstü ilgilerini de ancak işten ayrılırken  öğrenecektim. Onu burada dile getirmeyi gerekli görmüyorum.

Boris Bey, bir general kızı olan Ayten Hanım'ın Rus asıllı eşiydi. Beyaz Ruslardandı. İnşaat mühendisiydi. Ege Üniversitesi’nde de hocaydı. Tamı tamına 7 dil biliyordu. “Recei ( bana hep böyle derdi) İngilizce- Fransızca ve Almanca’yı zaten bileceksin. İspanyolca ve İtalyanca’yı da unutmayacaksın ama. Rusça ile Japonca’yı da öğreneceksin ki iyi bir dünyalı olasın!” derdi bana. Yaz mevsiminde müşterilerimiz genellikle turistler oluyordu. Bir de Efes Oteli’nde konaklayanlar… Çünkü yabancı dilde yayın yapan dergilerin tümünü satıyorduk. Onlarla anlaşamadığım zaman imdadıma yetişiyordu Boris Bey. “Ben her zaman burada değilim, bu dillerin hiç olmazsa üçünü çabucak öğren!” derken de gülümserdi.

Arada bir bana özel sorular sorar, bazen de elime iki sinema bileti tutuşturur, “Biz gitmekten vazgeçtik, sen değerlendir” derdi. Biliyordu ki o günlerde bir sevgilim vardı ve onunla çok iyi anlaştığımızı görüyordu. Sevgilim geldiğinde de “Ben  kasaya bakayım, siz karşıya gidip birer kahve için” dediği olurdu. Karşı dediği de Büyük Efes Oteli’ydi.

Hocalığının yanı sıra iş dünyasına da hizmet veriyordu. Kemalpaşa yolunda açılan fabrikaların kuruluşunda onun adına rastlanıyordur herhalde. Anımsadığım kadarıyla biri Kaplamin’di. Altındaki Anadol’un temiz olduğunu görmedim hiç. Arka koltukta yığınla dosya, o meşhur paltosu ve tütün… Ağzından eksik olmazdı sigara… Yoksa pipo mu? Unutmuşum doğrusu…

Üstü başı da hep tütün ve kül olurdu. Pasaklı biriydi ‘hocam’ dediğim Sevgili Boris Bey. Arada bir, çekine çekine “Recei, bana oradan biraz para verir misin?” dediğinde ise bir tuhaf olurdum. Tabii ki akşam deftere de işlerdim, “Boris Bey'e 20 lira verildi” notunu. Ertesi gün de Ayten Hanım'dan yerdim fırçayı. Neden veriyorum diye… Hiç anlayamazdım bu aile içi  sorunu.

Arada bir  Micheil gelirdi kitabevine. Boris Bey'in Olga’dan olan oğlu. Ayten Hanım hiç hoşlanmazdı bundan. Hergün dükkana gelmeyen Ayten Hanım, sorardı bana sert sert: “Micheil haftada kaç gün geliyor yanına?”. Micheil ile iyi sardırıyorduk, çünkü o da İGD’liydi. Çok şeyler paylaşıyorduk onunla. Boris Bey de mutlu oluyordu onunla olan arkadaşlığımdan. 

Arada bir de güzeller güzeli, boylu poslu bir kadın gelirdi dükkâna. Milli mankenmiş.  Kardeşinin karısıydı ama onun gelişinden pek hoşlanmazdı. Bir gün sordu bana: “Bu gelen bayanı biliyor musun?” Bilmiyorum deyince anlatmıştı manken olduğunu. Yanılmıyorsam yurtdışından dönüşlerinde uğruyordu bize.

“Kahvaltını yapmadan açma dükkânı oğlum!” deyişi ise kulağımdan çıkmaz hiç. “Sen gençsin, ye şu çikolatayı” diye arada bir de çikolata verirdi bana. Gün içinde de istediğim kadar çay, kahve ve meyve suyu içerdim. Şirketten!

Canı mı sıkıldı… Açar telefon, “Gel beni al” derdi. Anadol dükkânın önündeyse hemen, yoksa taksi tutar giderdim. Dükkân da yarım saat kapalı olurdu tabii ki… Alışveriş yaptığımız toptancılar cimri olduğunu söylemeye çalışırlardı bana. Hiç inanmazdım buna…

İşveren- işçi konumundayız ama ana oğuldan farksızdık. Alınacak malları artık ben belirliyordum. Bankaya para yatırma – çekme işlerine de… Yaz mevsiminde 20.30’da konu komşu işyerini kapatırken ben 23.00’e kadar açık tutuyordum dükkânı. Otelden roman okumak için gelen yabancılar oluyordu. Fotokopi işimiz ise hiç bitmiyordu zaten. Geç kapattığımı öğrendiğinde ise arada bir elime bir şeyler sıkıştırdığı oluyordu. Mutluydum. O da… Boris Bey de…

Bir yıldan fazla çalıştım Dotek’te. Onlarla olan bağım ise hiç kesilmedi. Eşimle de ziyaret ediyordum özel günlerde. Körfeze bakan o güzel dairesinde yediğimiz içtiğimiz oldu. Aklımdan hiç çıkmadılar ki…

Bu yıl, Boris Bey'in Estonya’da yaşayan yakın akrabalarından biri mesaj çekmiş. Soyağacı için Boris Bey'le ilgili bilgiler istiyorlardı benden. Araştırmalarına göre bir tek ben biliyormuşum onun hakkındaki bilgileri. Keşke öyle olsaydı… Ben onların günün birinde sonsuzluğa göçeceklerini bilmiyordum ki 1976-77’de. Sorup soruşturmaz mıydım haklarında  bilinmesi gerekenleri…

İyi ve güzel insanlar olarak belleğime yerleştiler sadece. Boris Bey’in babasının 1917’de Rusya’dan İstanbul’a göçtüğünü, bu göçün sebeplerini, Olga ile ne zaman evlendiğini, diğer çocuklarının kimler olduğunu, kardeşlerinin nerde yaşadığını, dedesinin- babasının yaşadığı acıları sorup öğrenmez miydim hiç? 

Ne zaman öldüklerinden bile haberim olmadı. Arsızlık olmasın diye sık sık gitmezdim evlerine. Keşke öyle yapmasaymışım. Yıldızlar yoldaşıdır onların, bundan kuşkum yok!

YORUMLAR

  • 0 Yorum