DERSİMİZ: İTİBAR
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

DERSİMİZ: İTİBAR

19 Mart 2019 - 10:25

2002’de Türkiye Yazarlar Sendikası İzmir Temsilciliği Yürütme Kurulu Üyesiydim. Şair Ferhat İşlek arkadaşımın da bulunduğu yönetimde beş kişiydik. O günlerde çok ses getiren bir kampanyanın da mimarıydık. İzmir’de yeni açılacak okullardan lise olanına Nazım Hikmet’in, ilköğretim okuluna da Orhan Kemal’in adı verilsin istiyorduk. Bu konuyla ilgili Tüyap Kitap Fuarı'nda da binlerce imza toplamıştık hatta. Cazgırlığı yapan da ben olmuştum. Bağıra çağıra imza topladığım o günlerde yaşlıca bir kadın yanıma gelmiş, ‘’Bi imza da ben atayım bari… ‘’ demişti. Etkilemiş olmalıydık teyzeyi… O günlerin İzmir Milletvekilleri olan Hakkı Ülkü ve Erdal Karademir ile de dönemin il milli eğitim müdürünü ziyaret etmiş, kampanyamıza destek olmasını istemiştik. Milli Eğitim Bakanının çok yakını olan müdür, destek olmadığı gibi sonraki günlerde bir gazetede çıkan yazım ve  bir televizyon kanalında yaptığım konuşma nedeniyle de beni ağır ceza mahkemelerinde süründürmüştü. Neyse ki hukuk galebe çalmış, ben kazanmış, beraat etmişim. Herhalde onun payına da utanmak düşmüştür. Öğretmenini, düşüncesi nedeniyle mahkemeye verdiği için…

Türkiye Yazarlar Sendikası yöneticisi olmak, benim için bir onurdu. Bir dönem yönetimde kaldım. Sonuna doğru da ‘’Bu onur bana yeter, bunu bir başka arkadaş da yaşasın isterim. Yönetimden istifamın kabulünü…‘’ diye hem kendi yönetimime hem de genel merkeze dilekçemi göndermiştim.

Bildiğim bir şey vardı. Zamanında bırakmak! Pekalâ başkaları da yapabilirdi benim yaptığımı. Daha önce de aynı duygularla İzmir CUMOK Yürütme Kurulu Başkanlığını bırakmıştım. Oysa haftada iki gün  yazılarım Cumhuriyet’te Deniz Som’un köşesinde yayımlanıyor, bulunduğum her yerde ilgi ve saygı görüyordum. Ama bildiğim bir başka şey daha vardı, yerimde olmak isteyen çoktu. Onlara da fırsat verilmeliydi.

Zamanında bırakmak… Bu, bugünün Türkiye’sine pek uymuyor sanki. Sendika başkanı bir türlü bırakmak istemiyor başkanlığı. Belediye Başkanı, bir daha olmak istiyor. Milletvekili ona keza…

İtiraf etmem gerekirse, ben biraz da model olmak istiyordum çevremdekilere. Bulunmaz Hint kumaşı değiliz biz, demeye getiriyordum. Bakın çevrenize, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci dönem başkanlık yapanları göreceksiniz.( Aslında bravo demek de gerekiyor yıllarca seçilebilenlere)

Başkanlığı bir türlü bırakmak istemeyen siyasilerle çevrili sağımız solumuz. Partisi aday göstermediğinde de başka partilerin kapısını çalanlar az değil. Ya da küsüyorlar. Veyahut oğlunu, eşini bu yarışa sokuyor. Milletvekilliğine gelince… Bu konuda kırılmaz bir rekora imza atan kişi, bildik bir isim: Sağcı- Sosyal Demokrat Deniz Baykal. Sağcı mı solcu mu olduğunu yıllardır bilemediğim Deniz Baykal… Yıllardır TBMM’de. Bakan olarak, milletvekili olarak…

‘’Ben gidersem öcüler gelir, yer sizi! ‘’ gibisinden siyasilerle dolu çevremiz. En büyüğünden en küçüğüne… Bu, galiba klinik bir vaka! Ya da öyle olsa gerek…

Büyük siyasilerin oğullarını, damatlarını kendileri yerine atadığı o muhteşem(!) yüzyıla özenenlerin sayısı iyice çoğalmışa benziyor. O muhteşem günlere de  şöyle bir teğet geçmeye ne dersiniz… Saray, köşk, damat, mamat deyince değinmemek ayıp olur doğrusu.

Sizler de bilirsiniz. Sultan Abdülaziz Batı’da gördüğü saraylara özenerek İstanbul’da saraylar, köşkler yaptırıyor. Ne var ki  O, sadece taşlardan/ mimariden etkileniyor. Sanayi devriminden ve Batılıların  sosyal yaşamından etkilenmiyor. Döneminde saraylarda bin 200 kadın, 350 aşçı ve yamağı, 400 seyis ve ahır bakıcısı, 400 kürekçi ve kayıkçı, 400 mızıka eri ve subay, 200 kuşbaz ve cambaz, 2 bin hademe, 300’ün üstünde kâtip, teşrifatçı ve mabeyinci bulunuyor. Dışarıdan alınan borçların tutarı 3 milyon 300 bin altın. İç borçların tutarı da 2 bin kese altına ulaşmış. Bu borçlar için de  yılda 544 bin kese altın faiz ödeniyor.

Hani derler ya… ‘’ Ayranı yok içmeye… ‘’  Anladınız siz onu.

Bir başka saray bilinmeyeni…  96 kişilik Meclis-i Mebusan’da 56 Müslüman mebus varken 40 Hıristiyan mebus bulunuyor. Onlar da ecdat mı oluyor dersiniz…

Abdülaziz Padişahımızın 19 doktoru var ya… Sadece 5’i Türk!

Ama biri var ki başka! Mehmet Gönenç…

Meclis üyeliğinden geldi. Başkanlık koltuğuna oturur oturmaz Metin Altıok Parkı ile  edebiyat dünyasının bildiği bir isim oldu. Projelerini yapabileceği kadar yaptı. Son olarak  sınıf mücadelesi tarihinde önemli bir yeri olan Aristonikos’un heykelini dikerek başkanlığını taçlandırdı ve ‘’Benden buraya kadar!‘’ diyerek koltuğunu bıraktı.

Bergama, gene bir ilke imza attı. Evlatları Mehmet Gönenç ile… Ne kadar gururlansalar azdır!

YORUMLAR

  • 0 Yorum