Döneklik üzerine
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Döneklik üzerine

26 Şubat 2019 - 10:20

Gazetelerde “6 parti değiştiren Adil Aşırım yine aday yapılmayacak” haberini okuyunca aklıma Eflatun geldi. Sadece o da değil... Hz. Muhammed, Kuran-ı Kerim, Diyanet İşleri Başkanlığı, Fırıldak Kubi de...

Aşırım, 55 yıllık yaşamına 5 siyasi parti sığdırmış. Hatta 1995 yılında TBMM'ye DSP milletvekili olarak girmişti. Ulusumuz adına dört yıl boyunca halkı temsil görevinde bulunmuştu. Daha sonraki dönemlerde ise ANAP, MHP, GENÇ PARTİ ve CHP'den milletvekili ve belediye başkan adaylıklarında bulunmuştu. Son olarak da AKP'nin kapısını çalmıştı. AK Parti'nin Iğdır Belediye Başkan adayı olarak seçimlere hazırlanırken geri çekileceği haberleri geldi.

Bir başka portre de Türkiye siyasal transfer tarihinin en seçkin siması olarak yer alan Kubilay Uygun. Afyon milletvekili... Yakasına arka arkaya DSP, ANAP, DYP, MHP ve DTP rozetlerini taktığı için 'Fırıldak Kubi' olarak ünlenen bir siyasetçi. Artık hiçbir parti bu beyefendiyi kabul etmez denirken o gene herkesi yanıltmış ve Ulusal Birlik Partisi'ne genel başkan yardımcısı oluvermişti. Bir ayda üç parti değiştirmesiyle anımsanan Fırıldak Kubi'nin hazin sonu belleklerde kaldı. İstanbul'da bir otelde intihar etti. Ailesine bıraktığı notta şunlar yazılıydı: “İntihar ettiğim silahımı satın, otelin parasını ödeyin.”

Kendisine basın tarafından 'Jet Kubi' lakabı takılmış olan Kubilay Uygun'a gazeteciler “Sayın Uygun, hakkınızdaki çapkınlık iddialarına ne diyorsunuz?” diye sorduklarında aldıkları yanıt “Çapkınım anasını satayım!” olmuştu. Evden çıkarken eşine “Ben çıkıyorum. Bir şey olursa partiden ara!” dediği, eşinin de “Hangisinden?” diye yanıt verdiği söylenirdi. Verdiği karşılık ise en mantıklı çözüm aslında: “Sen en iyisi cepten ara.”

Duyduğumuz, gördüğümüz, tanık olduğumuz gerçeklikler, tam bir fırdöndülük olayı. Bu kadar da olur mu, dedirten türden...

                     ***

Yalnız bu arada şunu da belirtmem gerek: DYP, ANAP, CHP ve İYİ PARTİ saflarında politika yapmış olan Aytun Çıray'ı Adil Bey’le Kubilay Bey gibi görmüyorum. Sonuçta çizgisi birbirine benzeyen partiler arasında yer değişikliği yapmış. 

Partisi aday göstermeyince ertesi gün başka partilere gidip adaylık açıklamasında bulunanlar da iyice çoğaldı son aylarda. Milâslı Barış Şaylak, onlardan biri… 2013’te CHP saflarında belediye başkanlığına aday olduğunda rozetini Kemal Kılıçdaroğlu takmış. 2019’da da AK Parti rozetini gene belediye başkan adayı olarak beyefendiye Recep Tayyip Erdoğan takıyor. Dün ak dediğine bugün kara diyenlerin varlığı tarihimizin derinliklerinde aranmalı bence. 

Ama iyice arttı bu haberler. Toplumca dönüp duruyoruz galiba. Seçmenin de, yeni kapılandığı partinin de, saf değiştiren siyasiye bir şey dediği yok. Böyle olunca da dönenlerin varlığı kabul görmüş oluyor.

                                                                               ***

Öte yandan bu dönmenin analizini yaparken bir şeyi gözden kaçırıyor gibiyiz. Adayına “Bizim adayımız sensin” diyen parti yönetiminin saatler sonra aynı adayı devre dışı bırakıp başka bir adaya yönelmesine ne demeli? Dönmek, adres değiştirmek, biraz da Ankara merkezli gibi...

Sonuçta, halkın siyasete olan ilgisini zayıflatan, güven erozyonu yaratan bu gibi yönelimler gelecek kuşaklara kötü bir miras bıraktığımızın göstergeleri. Çocuklarımız, torunlarımız bizimle gurur duyacaklar mı dersiniz?

Önceki yıllarda Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir aday intihar etmişti seçilemediğinde. Çok borçlanmış mı neydi... Haa, burada da bir sorun var gibi. Onca borç alıp  da seçilemeyen kişi  yaşamından vazgeçtiğine göre, ödeyemeyeceği kadar borcun altına girmiş demek ki. Peki, seçilseydi, başkan ya da vekil maaşıyla o borcu ödeyebileceğini mi düşünüyordu? Başkan ya da vekillik maaşı, dağ deve değil ki sonuçta... İşte burada Eflatun'a kulak vermekte yarar var: “Bir toplumu yönetecek olan kişiler bu işe çok istekli olmamalı. Neredeyse gönülsüz kişiler arasından seçilmeli. Kendi paralarıyla, varlıklarıyla idare edebilecek durumda olmalılar. Hatta feylesoflar arasından seçilmeleri daha uygundur.”

Ya günümüzde... Plaza sahibi, beyaz eşya bayisi, müteahhit, işadamı ya da parti genel merkeziyle sıkı fıkı ilişkileri olanların dışında kalan birilerinin seçildiklerine tanık oluyor muyuz hiç? Değerli bir akademisyen olan CHP'li Sosyoloji Doçenti Engin Önen'e olan ilginin azlığını nasıl açıklayabiliriz acaba?

“Yaşamda sadelik, düşüncede ihtişam!” olmalı bence siyasetçide öncelikle aranması gereken özellik. Toplum olarak Eflatun'un yukarıdaki sözlerine kulak vermeliyiz. Hatta mümkünse kasabaların, illerin girişlerine, siyasi partilerin kapılarına asmalıyız.

Koskoca ülkenin Cumhurbaşkanı’nın bazı sebze ve meyvelerin daha ucuza satılması için açılan tanzim satış gibi palyatif çözümlerle ekonomik krizi sözüm ona çözüyormuş gibi görüntü yaratması, popülizmin ta kendisi değil midir? Poşetlerin 25 kuruşa satılması da ona keza. Her sorunu iyice magazinleştirmekte üstümüze yok.

Madem siyaset, madem döneklik dedik durduk. Bir konuyu daha düşünmemizde yarar var: Her siyasi parti lideri, gittiği her şehirde o şehrin futbol takımının renklerini yansıtan kaşkol ve atkı ile çıkıyor seçmenlerin karşısına. Benim bildiğim, kişinin tuttuğu bir tane takım vardır; on tane, yüz tane değil. Öyleyse bu ne demek oluyor? Bir tür döneklik olmasın!

Bunca olumsuzluk, bunca kriz, bunca moral bozukluğu sonrasında 1 Nisan'da gene çok sevinenler olacağı gibi çok da üzüleceklere tanık olacağız. Bu durumu galiba en iyi Osho özetliyor: “Eğer çile çekiyorsan sebebi sensin. Eğer mutluysan sebebi sensin. Senden başka hiç kimse sorumlu değil. Sadece sen! Sen, kendi kendinin cenneti ya da cehennemisin!”

Bu kadar.

YORUMLAR

  • 0 Yorum