ESAT MAHMUT'TAN BUGÜNE
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

ESAT MAHMUT'TAN BUGÜNE

01 Nisan 2019 - 07:30

Esat Mahmut Karakurt’un romanları hep film olmuş, öğretmenlik yaptığı dönemde notu kıt bir hocaymış. Sertmiş de… Çetin Altan’ın öğretmenliğini yapmış, biliyor muydunuz ? 6. Sınıftayken Çetin Altan’ın Türkçe dersine girmiş. Yıllar sonra da TBMM’de bir arada olmuşlar. Altan, Türkiye İşçi Partisi Milletvekiliyken oda  senatörmüş. 6 yıl Urfa Milletvekilliği, 5 yıl da Urfa senatörlüğü yapmış Esat Mahmut Karakurt Hoca. Günün birinde cezaevine giriyor Çetin Altan. Aile çevresi ağlayıp sızlamakta… Diyor ki, ‘’ Kuzum üzülmeyin, neden benimle  uğraşmıyorlar da onunla uğraşıyorlar? Çünkü o yazarlığı ciddiye aldı. Biz ise işi idare ettik’’

Esat Mahmut Hoca, değer bilir biri aynı zamanda.

Vakti zamanında CHP sempatizanı olan, başı açık Giritli bir annenin oğlu, CHP’li / Cumhuriyet okuyan bir babanın oğlu olan Bülent Arınç’ın eski arkadaşları için böylesi koruyucu / sahip çıkan bir konuşması ya da  solculuktan içeri düşmüş bir arkadaşını ziyarete gittiğini duydunuz mu hiç ?

Eskiden daha bir başkaymış insanlık. Yeni kitabını Nazım Hikmet’e ithaf ederek  yazan sağcı kalemler vardı bir zamanlar. Bugünkü gibi kemikleşmiş zıtlıklar yoktu anlaşılan…

Bunları öğrenebilmenin yolu  anılar yüklü kitapları okumaktan geçiyor tabii ki… Özellikle de gazeteciler, gazetecilik geçmişi olan  yazarların anılarını okumalılar bence. Okumayan gazetecinin iyi habercilik yaptığını/okunası yazılara imza attığını düşünemem. Son aylarda iki gazetecinin anılarını okuyunca daha bir zenginleştim, ülkemin insanını daha bir iyi tanır oldum. Sürprizler, şaşkınlıklar yaşadım. Dile kolay, son 50 yılı baştan sona tarar gibi oldum.

O iki gazeteciden biri Doğan Özgüden diğeri de Osman S. Arolat.

Derim ki, okuyun okutun! Gazeteciliğin nasıl  yapıldığını, ne çileli bir meslek olduğunu, sevinçleri, dertleri olan insanların nelere katlandığını ve tabii ki ülkemiz ekonomisinin ve siyasal yaşamının haritasını  bulacak/göreceksiniz bu kitapta. Okudukça da hem etkilenecek hem de duygulanacaksınız elbette. Zaman buldukça anılar yüklü kitapları okumanın çok yararlı olduğunu söylemek gibi bir ukalalık yaparsam da bağışlayın lütfen. Hele hele Arif Keskiner’in ve Mina Urgan’ın anıları okunmazsa olmaz derim. Çetin Altan’ın huysuzluk yaptığı, birilerine sataştığı ve dalaştığı olmuştur. Yaşar Kemal ona keza… Hatta Yaşar Kemal’le ilgili kimi anılar sizi şaşkına çevirebilir. Arif Keskiner ise anıları dile getirme konusunda  bence usta oğlu ustadır. Bir insanın  bunca dostu olabilir mi diye düşündüren bir Anı Adamdır o! Türkiye’nin şöhretli şair, yazar ve diğer sanat dallarındaki özneleriyle onun kadar sıkı dostluk kuran bir ikinci adam tanımıyorum. Zaten, dayanamayıp bir dergide de yazdım kendisiyle ve anılarıyla ilgili düşüncelerimi. Yazmak bir yana İstanbul’da Çiçek Bar’a gidip bıraktım. 

Tülov’da Gülsen Hanımla konuşuyorken bir telefon; ‘’ Ben Arif Keskiner ! ‘’  Nasıl da mutlu olmuştum o  Akdeniz sıcağı sözcüklerinden… Sonra ne mi oldu? İzmir Kitap Fuarı’nda da el sıkıştık, görüştük, muhabbet ettik ayak üstü. Kendimi düşünüyorum, ne Çetin Altan, ne Doğan Özgüden ne de Osman Arolat ya da Arif Keskiner gibi anılara sahibim. Bu, engin bir kültür birikimi ve sosyal çevre işi… Onlar gibi değilsem de onlara özendiğimi itiraf etmiş olayım.

Gazeteci  arkadaşlarımın anılarıyla birlikte dünyamızı  terketmesi bana, buza yazılmış bir yaşam gibi geliyor. Yaşanan her an büyüteç altına alınmalı, kaydedilmeli ve anlatılası güzelliklere bürünüp yazılmalı bence. İşkenceci, anılarını yazamaz. Utanır çünkü. Kendisiyle yüzleşmeyi asla beceremez o! Genelev kadını da  zorlanır anılarını anlatmada. Gazeteci öyle değil!

Arkadaşlarıma sevgi ve dostlukla…

YORUMLAR

  • 0 Yorum