Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

GENÇLİK

22 Ocak 2019 - 09:02

Yıllar önce tanıdığım iki genç adamı unutamıyorum hiç. Biri Yörükhan Ünal diğeri de Serkan Aksüyek'ti. Cana yakın, çalışkan, güven veren ve gelecekle ilgili düşleri olan iki gençti. Kendimi onlara karşı çok yakın duyumsuyordum.
Mehmet Özçataloğlu delikanlısı da onlardan farksızdı. Hiç mübalağa etmiyorum, sözleri ve gözleriyle beynimin bir köşesine yerleşmişti tanıştığım o güzel gecede. 3 ay önce verdiği kararla 3 ay sonraki kararı arasında Lut Gölü derinliğinde farklı düşünceleri olduğunu bildiğimiz/ gördüğümüz Sayın Aziz Kocaoğlu’nun desteğiyle düzenlediğimiz Köylerde Rönesans kitabımın tanıtım kokteylimde tanışmıştık onunla.
O, şimdi eleştirileri ve çocuk kitapları tanıtan yazılarıyla edebiyat dergilerinde ve gazetelerde yer alan bir kalem erbabı.
Yörükhan ve Serkan gibi...
Feruz Bozaslan ve Ferhat Altun ise güpgüp atan Ata ve Karşıyaka sevgisiyle gönlümde yer eden bir başka iki genç...
Feruz, Karşıyaka Belediyesi Kültür Müdürlüğü bünyesindeki sivil toplum kuruluşları ile iletişimden sorumlu bir genç. Benim, aslan delikanlım!
''Ben, belediyenin değil Karşıyaka'nın çalışanıyım'' diyor yüreklice. Karşıyaka Alaybey'in bu yiğit delikanlısının kalbi hep Karşıyaka için çarpıyor. Karşıyaka adına ne yapılıyorsa orada Feruz var. Kadrolu bir belediye çalışanı olmadığını öğrenince Hüseyin Mutlu Akpınar Başkanımıza bir çift lâf edesim geldi doğrusu. ''Feruz'u unutma sevgili Başkanım'' 
Ferhat Altun ise Karşıyaka Nergizli, tarih bölümü mezunu bir arkadaş. Yüksek Lisans eğitimini 9 Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü’nde tamamlamış.  Bilişim teknolojileri alanında kendisini yetiştirmiş biri. Tarih sevgisi, Ata- Karşıyaka aşkı, vatan ve bayrak konularında çok duyarlı bir yüreğin sahibi. İnce ruhlu, centilmen bir Karşıyakalı.
Biyolog Mert Keçeci, tarihçi Mustafa Özenç, Süleyman Uçak, Erkut Eş gibi çevremde çok sayıda böylesi gençlerin varlığı yarınlara olan güvenimi pekiştiriyor. 
Hiç de az değiller aslında…

Seçim zamanı gelince ise gözümün önüne gelen siyasilerin tümü hep ellinin üzerinde. Kendilerini Yörükhan, Serkan, Mutlu Tekin, Mehmet, Feruz ve Ferhat olarak duyumsayan gençler… (!)
Genç, dinamik olanların neden siyaset sahnesinde olmadıkları düşündürücü bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Neden yoklar? Bu sorunun yanıtını neden bulmaya çalışmıyoruz?
Takvim yaşı genç olmadıklarını anlatıyorsa da Ahmet Gürel, Sami Akalın, Abdurrahman Aydın, Yunus Demir, Neriman Erim gibi başka gençler de var çevremde. Onlardan biri 1950 doğumlu, Ahmet Gürel. İzmir Atatürk Lisesi ve Ege Üniversitesi İnşaat Mühendisliği mezunu. 23 yıl DSİ'de çalışmış ve oradan emekli olmuş. İzmir'de kimseler onu inşaat mühendisi olarak bilmiyor. Daha doğrusu benim bildiğim çevreler... Ben onu hep tarihçi olarak biliyordum. Açtığı Atatürk Sergileri nedeniyle olsa gerek... 15 ayrı konu başlıklı toplam 500 kez Atatürk fotoğrafları sergisi açtı bu genç adam. Herhalde Türkiye'nin en zengin Atatürk fotoğrafları arşivine sahiptir. 240 saydamdan oluşan Atatürk Destanı adlı ilk belgeselini yurdun dört bir köşesinde 250 bin öğrenciye izletmiş. 5 Mart 2010'da da ikinci belgeselini Londra'da Kıbrıslı Türkler'e göstermiş. Çanakkale Destanı, Köy Enstitüleri Destanı, Kıbrıs Destanı da bu genç adama ait.
Nutuk, Türk- Ermeni ve Kıbrıs Destanı belgeseli de Ahmet Gürel'e ait... Albüm ve kitaplarıyla Atatürk'ü anlatan Ahmet Gürel, 2002- 2017 yılları arasında Özel Türk Koleji bahçesindeki Uşakizade Latife Hanım Köşkü'nün Müdürlüğü yaptı. O günlerde engelli bireylerin öğretmenliğini yapmaktayım. Aldım öğrencilerimi, doğruca yanına... İşini severek yaptığına o günlerde yakından tanık olmuştum. Sevgim/ saygım da bundan! Şu sıra da İzmir Platformunun başkanlığını yapmakta...
Erkan Sevinç ise gururla anlatmak istediğim portrelerden… Ben onu yıllar önce Ege Üniversitesi'nde tanımıştım. Radyoloji profesörüydü ama organizatör- gazeteci-yazar kimlikleri de doktor kimliğiyle atbaşı giden bir İzmirli’ydi o. Bir özelliği daha var ki söylemeden geçmek olmaz. Herkesle barışık yaşayan biridir sevgili doktorumuz. Çeşme Belediye Başkan Aday Adayı olduğu günlerde bunu daha iyi gözlemlemiştim.
En yakınlarım da olsalar,  çalışmayan- miskin miskin oturan ve hiçbir şey üretmeyen  insanları pek hazzetmiyorum doğrusu. Sadece doktor, sadece öğretmen, sadece mühendis olan kişiler bana biraz eksik gibi geliyorlar nedense… Ukalalık da yapmış olmayayım ama ben Ömer Hayyam, İbn-i Sina, Farabi, Michelangelo, Zülfü Livaneli, Yusuf Nalkesen, Tarık Akan gibi insanları sevdim hep. Kupkuru siyasi portreleri, kupkuru mühendisleri sevemedim hiç…
Erkan Sevinç’e olan hayranlığım bundan! Erdal İnönü fizik profesörlüğü olmasa, bugünkü gibi sevgisini hâlâ koruyabilir miydi dersiniz… Sinema sanatçısı, yazar ve siyaset adamı Yılmaz Güney, tiyatro-sinema sanatçısı ve antikacı İzzet Günay, Arif- Abidin Dino kardeşler, Veli Lök’ten söz edilince hep saygı ve özlem gelir aklıma.
Sanki toprağımız kurudu. Herkes sadece doktor, sadece şair, sadece öğretmen kalmış.
Biyografi kitaplarını bu nedenle düşürmem elimden.
Sartre’ı, Frank Sinatra’yı, Muhammed Ali’yi, Nazım Hikmet’i kimse tartışmaz. Tartışamaz! Duruşları, yaptıkları, sözleri onları unutulmaz kıldı zira. Dünya durdukça da unutulmayacaklar.
Düne kadar beyaz eşyacı bir esnaf iken yakın arkadaşı olan bir patronun el vermesiyle   Bornova Belediye Başkanı olan, sonra  bir şans eseri Büyükşehir Belediye Başkanlığına yükselen, başkanlığı süresince iz bırakmış A Takımı kuramayan, arada bir partisinin ve belediyenin seçilmiş ve atanmışlarını azarlayan, Mustafa Necati- Hasan Ali Yücel- Metin Oktay- Veli Lök var iken İzmir’e iki terzi / modacı adına anı evi kuran ( hem de restore edilen bir kilisenin bahçesine ) Aziz Kocaoğlu, kentimize merkezi bir noktada kent müzesi kursun isterdik. Yağmur yağdığında bizleri göl gölet içinde bırakmasın isterdik.
Bucalı Giraud Ailesine (Mustafa Koç’un eşi Caroline Koç’un ailesi) ait Buca Hipodrom yakınlarındaki 200 dönümlük arsanın imar planının 2008 yılında Belediye Meclisinde değiştirilmesine itiraz etmeyen Kocaoğlu için o günlerde avukat Mustafa Kemal Turan şöyle  demişti: “Bu konuyla ilgili hiçbir davayı kazanamayan Başkan Kocaoğlu’nun davayı kazandık yönündeki beyanları da kendisi için utanç verici bir bilgi eksikliğidir.”
İnternete girince bu bilgiye herkes ulaşabiliyor.
Şimdi İzmirli, bu Başkanın 3 ay öncesi dedikleriyle bugün dediklerini düşünüyor.  Aday olmayacağım derken şimdi “İzmir için/ Partim için/ onurum için adayım” demekte. Düne kadar  partisini eleştiren Kocaoğlu şimdi partisi için kükrüyor. Ne kadar inandırıcı? Beyefendi Tunç Soyer’i istemiyormuş. Küçük bir kasabanın Başkanı Büyükşehir'i yönetemezmiş. Böyle diyor. Her şeyden önce tutarlı bir babanın oğlu sayın Soyer. Davası olan bir babanın… Yalpalamamış bir babanın…
Sayın Soyer, sağ’dan oy alamazmış. Sosyal demokrat olduğunu iddia eden bir partinin    sağcıların oyunu alması olmazsa olmaz bir zorunluluk mudur da bu konu dillendirilmekte  sayın Kocaoğlu tarafından… Tabii ki o babanın oğluna oy vermek istemeyecektir bazı sağ seçmenler.
Sağ adımlar atarsanız o başka… Elbette sağın oylarını alabilirsiniz o vakit. CHP, buna muhtaç olmamalıdır. Bu, çıkmaz yoldur. Tunç Soyer, sağın oylarını alamayacaksa bu CHP’nin sonu değildir. Bu tür ucuz, popülist politikalardan geri durmalıdır tutarlı insanlar.
Kaldı ki Türkiye’de bir ilk olan Çocuk Belediyesini kurmuş bir Başkandır Sayın Soyer.  Ankara’daki ‘ben gidersem devlet biter’ diyor. İzmir’deki de ‘ben olmazsam olmaz!‘ diyor.
Diplomalısı da diplomasızı da sorun üstüne sorun yaratıyor. Sorun, diplomalı- diplomasız olmakta değil, demek ki… Her şeyden önce tutarlı ve güleryüzlü olmalı bir insan bana göre.  Bir de benmerkezci kafa yapısından uzak durmalı…
Ne yani… Aziz Bey Başkan olmazsa İzmir batacak mı?
Türkiye, hiç bu kadar çekmemişti yetmiş ve yetmişin üstündekilerden.
Umut, bunun için Feruz’da, Ferhat’ta, Mert’te, Mutlu’da…
Hem de dünden daha çok!
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum