Mayıs gelince…
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Mayıs gelince…

14 Mayıs 2019 - 07:00

Mayıs bir başka ! Mayıs’ın 1’iyle bütün dünya ayağa kalkıyor âdeta. Barış adına, emek adına, dayanışma adına… Mayıs, rengârenk güzelliklerle başlıyor.

6 Mayıs’taki Hıdrellez şenlikleri ile Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamının hüznü, inişle yokuşu, çirkinle güzeli anlatıyor gibi geliyor bana. 9 Mayıs, Alman faşizminin yenilgisi, 11 Mayıs ve 17 Mayıs Sait Faik ile Nurullah Ataç’ı anımsama günü, 19 Mayıs kurtuluşun başlangıcı ve gençliğin coşkulu günü…

Kuşkusuz daha da önemli günler vardır mayısta, benim anımsayamadığım ama 23 Mayıs’ı da anmadan geçemiyorum. Efsane Dekan Cevat Geray, mayısın 23’ünde doğmuş, gene mayısın 23’ünde ölmüş. Ben de Çağdaş Türk Dili dergisinden öğrendim bunu. Çok sayıda demokratik kitle örgütünün kurucusu, yöneticisi ve üyesi olan Cevat Hoca, şehircilik konusunda Mülkiye’de dersler vermiş bir akademisyen. Kentbilimine, kent planlamasına, kooperatifçiliğe ve halk eğitimine önemli bilimsel katkılarda bulunmuş. Şehirli ama köycü biri. Kent- Koop’ta çalıştığını da öğrenmiş olduk dergi sayesinde. Düşünceleriyle bağdaşmayan olaylar karşısında hiç eğilip bükülmemiş, ilkelerinden ödün vermemiş Cevat Hoca. Ak saçlı dik başlı bir üniversite hocası.

Çok sevdiğim bir ağabeyimin de Mülkiye’den hocası. Ondan şehircilik dersi almış. O ağabeyim mi?

Emekli bir vali yardımcısı. Yıllarca kaymakamlık yapmış Anadolunun dört bir köşesinde… Beni asıl etkileyen de Cevat Gerayvari duruşu… Trakya bölgesinde kaymakamlık yaptığı yıllarda ülkeyi altüst eden 12 Eylül’le karşı karşıya kalıyor. Gecenin sabaha dönük saatlerinde askerler gelip uyandırıyor. Kışlaya götürüyorlar. Saat 5’e doğru o günlerin Paşası kendisine “Bugünden itibaren kasabamızın belediye başkanısınız. Ordumuz iktidara el koydu. Hem kaymakamımız hem de başkanımızsınız. Hayırlı olsun!” diyor. Benim sevgili ağabeyimin yanıtı ne mi oluyor? “Belediye başkanlığı için ayrıca maaş istemem. Eşim de çalışıyor. Maaşımız bize yetiyor. İhtiyacımız da yok zaten…”

Biliyorum ki kendisi bu satırlarda adının anılıyor olmasından rahatsız olacak, o nedenle adını yazmıyorum. Çünkü izin vermeyecek, biliyorum. Merak edenler sorup soruşturup öğrenebilir pekâlâ.

Malûm iki gün önce Anneler Günü’ydü.

Her ayın 20’sinde gün yapan/ arkadaşlarıyla buluşan annem, İKD’lilerin dostuydu. Yüreği onlarla atan biriydi. Evimizin koridorunda da kocaman bir Ecevit fotoğrafı vardı. Annemin camekânlatıp astığı…

Yıl 1973- 76… Eve gelen komşulardan biri “Bu komünistin senin evinde ne işi var Rasime abla?” diyor. Annem ne mi yapıyor ? Kolundan tutup “Hadi güle güle kardeşim !”

Sevdiklerine, saydıklarına tek kelime kondurmayan biriydi canım annem. Hele hele Kubiş gibi, benzerleri gibi partisini değiştiren / davasına ihanet eden zirgillere hiç tahammülü olmayan biriydi.

Cevat Hocayı, o kaymakamı, annemi, bugünün bürokratlarıyla kıyaslamak gibi niyetim yok. Biliyorum ki örnekleri suda balık/ toprakta karınca kadar çok değil bu saydığım insanların.

Dünyanın parasını kazanan, sanayicilikten, işadamlığından, tüccarlıktan gelen hangi siyasi, oturduğu koltuğun karşılığını ‘istemem' diye reddedebilmiş ülkemizde? Var mı örneği?

Ramazan ayında İslâmiyet adına televizyonlardan seslenen ve din- ahlâk nutukları çeken hangi bir din adamı yaptığı aydınlatıcı konuşmalar nedeniyle “Ücret istemem” diyebilmekte…

İyilik- güzellik adına bir vakfın başında bulunan hangi hayırsever(!) 'İstemem' diye maaşını almamakta…

Doğruları söylediğini dile getirenler doğru duruş da sergilemeli, öyle değil mi ?

Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle, Ramazan ayında yaşasak da İslâm ülkelerinde akıtılan kan bir türlü son bulmuyor. Hani, küslerin barıştığı/ dargınlıkların son bulması gereken aydı ramazan?

Ramazanın on bir ayın sultanı olduğunu mu bilmiyorlar yoksa?

İnsanın, ağzından çıkan sözlere önce kendisinin inanması gerekir. Televizyonlarda yoksulluğa övgü düzenlerin varsıl yaşamı sürdürmesi ve lüks içinde yaşaması bugünün karakteristik bir Türkiye örneği. Patates, kuru soğan, kereviz, ıspanak, yeşil biber fiyatları almış başını gidiyorken, muzun yanına yaklaşılmıyorken varsıl sofralarında iftar açan ve nutuk atan siyaset adamlarının nüfus cüzdanlarındaki doğum yerini çok merak ediyorum doğrusu. Wrtkodtrl’da mı doğmuşlar yoksa bkwhust’da mı ?

Suudi Arabistan’da, çevreye verdiği rahatsızlıktan ötürü ezanın sesinin kısılmasını İslâmi İşler Bakanı dile getirdi. Tepkiler de yok değil ama… Merak ediyorum, Diyanet İşleri böyle bir düşünceyi dile getirebilir mi acaba ?

Suudiler daha önce de kadınların araç kullanması konusunda şaşırtmışlardı dünyayı.

Demek ki artık bu konular dile getirilebiliyor Suudi Arabistan’da. Enseyi karatmaya gerek yok… İyi şeyler de oluyor demek ki.

Ben de diyorum ki, yoksulluk ve işsizlikte tartışma götürmez bir gerçekliğimiz varken Saray’da, lüks otellerde, resmi daire önlerinde kurulan iftar sofraları yerine, o paraların yoksul öğrencilere burs olarak verilmesi daha gerçekçi/daha vicdani olmaz mı?

O sofraların kuruluyor olması, bir şeylerin reklâmının yapılıyor olmasından başka bir şey değil çünkü. İllâ da birisinin konuşuyor olması şart mıdır o yemeklerde ?

Asgari ücreti artırırsanız, maaşları sosyal- ekonomik ihtiyaçların karşılanmasına yetecek şekilde düzenlerseniz akşam vakti sessizce/ biraz da sağa sola bakınarak/ çekinerek o sofralara oturan insanları da incitmemiş olursunuz. Sokakta, belediye önünde akşam yemeği yemeye çok meraklı değil insanlarımız. Vatandaş, sokakta iftar açmak yerine bırakınız sıcacık evinde yapsın o işi. Çoluğuyla çocuğuyla… Neden başını öne eğerek yemek yesin ki garibim…

Sokaklarda, meydanlarda kurulan iftar sofralarının çokluğuyla ölçülmüyor gelişmişlik / uygarlık !

Önemli olan, birini sokakta yemek yemeye muhtaç bırakmamak. Muhtaçlara el vermek elbette insani ama önemli olan muhtaçlığa son vermek.

Mayıs ayı, güzel başladı. Şarkılarla, marşlarla, türkülerle, halaylarla…

Güzellikleri, güzel insanları anımsattı. Sait Faik’i, Mustafa Kemal’i, Cevat Geray’ı ve benim sevgili vali yardımcısı o güzel ağabeyimi.

İftar vaktini bekleyen sıraya girmiş aç insan kuyruklarından kurtulmuş bir Türkiye diliyorum. Doğru konuşanların, dik duruş sergileyen insanların çoğalmasını diliyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum