ŞİRAZLI SADİ'NİN ANIMSATTIĞI
Reklam
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

ŞİRAZLI SADİ'NİN ANIMSATTIĞI

19 Şubat 2019 - 10:41

Fazıl Say, Cumhurbaşkanı'nı konserine davet etmişti.

Bir ay önce Cumhurbaşkanı'mız da Congresium'a gidip Truva Konseri'nde hazır bulundu. Teşrif ettiler. Konser sonrasında el sıkıştılar, fotoğraf çekildiler.

O gece Fazıl Say, Cumhurbaşkanı'na kimi siyasetçiler gibi ''Büyüksün Reis!'' falan da demedi. Teşekkür edip elini sıktı sadece.

Kimileri ateş püskürürcesine bu buluşmaya tepki gösterdi. Yok, fazla eğilmiş, yok davet etmiş... Tepkiler onay görmediğinden olsa gerek on gün sürdü sadece. Şimdi unutuldu bile.

Fazıl Say müziktir. Fazıl Say sanattır. Fazıl Say Türkiye'dir!

Burada asıl şanslı olan Cumhurbaşkanı'dır. Onu dinleyebilme bahtiyarlığına nail olmuştur. Dünya çapında bir bestecinin elini sıkabilme şansını yakalamıştır.

Böceğe benzer tiplerin tepkileri ya da eleştirileri, kümenin etkisiz elemanı olmaktan öte bir anlam taşımamıştır. Fazıl Say da zaten yanıt verme gereği duymadı bu densizliklere.

*

2018'de 3500'den fazla insan canına kıymış. Boşanmalar son on yılda yüzde 85 artmış. Yılda 600 bin hırsızlık vakası yaşanıyormuş. Kredi borcunu kapatmak için birisi böbreğini 20 bin liraya satışa çıkarmış. Resmi işsiz sayısı 4 milyona ulaşmış. Ataması yapılmayan 32 yaşındaki öğretmen kendini asmış iken birilerinin Fazıl Say'ı sorun yapması sözcüğün tam anlamıyla abesti.

15 Temmuz Darbe Girişimi'nin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasına ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu kurulması için HDP'nin verdiği önergenin AKP'li vekillerin oylarıyla reddedilmesini düşünmek/ irdelemek varken, Cumhurbaşkanının Bursa mitingi için trafiğe kapatılan cadde üzerinde hastaneye yetişmeye çalışan ambulansın dakikalarca bekletilmesinin anlamsızlığını sorgulamak varken, insanımızın böylesi konuları kafasına takması ister istemez Şirazlı Sadi'yi anımsatıyor.

''İki şey insanı çileden çıkarır: Söylenecek yerde ağız açmamak, susulacak yerde lakırdı etmek''

Toplumca lakırdıyı seviyoruz.

Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldığında buna benzer tepkiler Orhan Pamuk'a da yapılmıştı.

*

Evrensel değerlerimizi sayacak olursak herhalde listenin başında Aziz Nesin gelir. Toplumun vicdanıydı çünkü... Diğerleri de bir elin parmakları gibi...

İtiraf edelim ki Sartre'larımız, Voltaire'lerimiz, Victor Hugo'larımız, Eduardo Galeano'larımız yok.

Felsefenin kök salmadığından, felsefenin içimize sindirilmiş olmamasından ya da dışlanmasından olsa gerek...

Ama edebiyatta, sinemada, bazı bilim dallarında ulu çınarlarımız yok değil. Başta Yaşar Kemal olmak üzere, Orhan Kemal, Nazım Hikmet, Yılmaz Güney, Gazi Yaşargil gibi...

Konuştuğu zaman sözleri manşetlere taşınan biriydi Yaşar Kemal.

Örnekler verecek olursak...

1997'de Frankfurt Kitap Fuarı'nda şöyle konuşmuştu: '' Türkiye Devletinin 70 yıldır üniter devlette direnmesi, her bakımdan büyük olanakları olan ülkeyi bugünkü hale düşürmüş, hem de yönetimi ne olduğu belli olmayan bir ucubeye çevirmiştir. ''

2001'de gene Almanya'da Yeşiller Partisi Genel Kurulu'nda, ''Günümüzde parlamakta olan bir yıldıza yaklaşmaktayız gibime geliyor. Parlamakta olan bu yıldız Avrupa Birliği'dir. Avrupa Birliği, şimdilik gerçek bir demokrasinin eşiğinde. Gittikçe insan haklarına yeni maddeler ekleniyor. Özellikle kadın hakları, çocuk hakları, doğa hakları... Gittikçe, insanlık özgürleştikçe bu haklar daha çoğalacak, insanın insanı herhangi bir biçimde sömürmesi, sömürme araçlarının kullanılması bir hak olmaktan çıkacak''

2005 yılında ise şöyle konuşuyor: Türkiye'nin bütün felaketi bu belkemiksiz aydınlar yüzündendir. Sağı olsun Solu olsun... Döneklik en büyük belamız!''

'' Bugün Türkiye, uygar bir ülke değil'', ''Bu çağın sanatçısı bir kuş gibi şakıyabilmeli, bir su gibi aydınlık olabilmeli'' diyen de Yaşar Kemal !

*

Gelelim 2008'e...

Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü, o yıl Yaşar Kemal'e verilmişti. O da bu konuyla ilgili şöyle bir yazılı açıklama yapmıştı: "Bu ödülün bana verilmesini Türkiye'de toplumsal barışa giden yolun açılmak üzere olduğunun bir işareti olarak görmek istiyorum. Bu ödülün siyaset ve partiler üstü bir kurum olan Cumhurbaşkanlığı tarafından verilmesi bu açıdan ümidimi güçlendiriyor''

O günlerin Cumhurbaşkanı kim ? AKP'li hükümetin onaycısı. Noter Abdullah Gül... Anımsayalım, Cumhurbaşkanı seçilir seçilmez Çankaya Köşkü'nün tadilatı ve perdeler için 30 trilyon harcamıştı.

Yaşar Kemal, görevi süresince noterlik yapmış gibi bir görüntü veren Abdullah Gül için şöyle demişti, ''Cumhurbaşkanı iyi niyetli. Kürt Sorunu, Türkiye'nin baştaki sorunudur. Şimdi artık Cumhurbaşkanı tek kişi değil. İnsanlık da onunla birliktedir. Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin savaş istemeyen insanlarına güç verdi. Bu güç gittikçe büyüyor.'' 25-27 Temmuz 2009 - Radikal

*

Diderot, "Gerçek insan, muhalefeti yüreğinde taşıyan insandır'' diyor.

Darphane Genel Müdürü Cemal Süreya, o günlerin Maliye Bakanı Yılmaz Ergenekon için ne demişti, anımsayalım: '' Darphane, tarihinde ilk kez sizin oraya adım attığınız gün kirlendi.''

Ve de ne yapıyor? İstifasını sunuyor.

J. Paul Sartre, Nobel ödülünü kazandığında ne yapıyor? Almıyor, reddediyor.

Ne demek mi istiyorum?

''Halkım işsiz ve mutsuz iken, halkımı mutsuz eden siyasilerden ödül almayı içime sindiremiyorum,reddediyorum!'' deseydi keşke.

Destansı romanların yazarına o yakışırdı çünkü.

Kaldı ki Abdullah Gül, ne siyaset üstü ne de partiler üstüydü. Bal gibi de AKP'li bir siyasetçiydi. Türkiye'nin kaderiyle oynayan biriydi.

Kamunun vicdanı olan yazar, her zaman kamu yararına muhalefette olmaz mı ?

Eduardo Galeano bunun için Latin Amerika'nın vicdanı!

Türkiye uygar bir ülke değil derken Cumhurbaşkanı'ndan ödül almak...

Bana çok dokunmuştu ve çıkardığım gazetede duygularımı dillendirmiştim. Tabii, sevimsiz bulunmuştu yazım bazı arkadaşlarca.

Sevimli,sevimsiz... Karşımızdaki güçlü,güçsüz... Konuşurken ve özellikle de yazarken Şirazlı Sadi'yi anımsamakta yarar var.

Bunu bilir, bunu söylerim !

Yaşar Kemal'in romanlarını da çok severim. NOKTA !

*


YORUMLAR

  • 0 Yorum