Sokrates'ten Montaigne'e...
Reklam
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Sokrates'ten Montaigne'e...

08 Ocak 2019 - 07:42


Geçtiğimiz günlerde Avram Ventura, kendisine yakın bulduğu iki düşünürün Sokrates ve Montaigne olduğunu dile getirdi. Nedeni de iki düşünürün kesin kuramlarla ortaya çıkmayışı / bir düşünceyi, bir öğretiyi dayatmamış olmaları.

İnsanı düşünmeye, sorgulamaya yöneltiyor olmaları...
Matematik ve fizik derslerinde kimi hocalarım dersi anlatırken ''Çarpacağız '', ''böleceğiz'' ya da ''çıkaracağız'' der dururlardı. Ben de kendi kendime mırıldanırdım.
''Neden çarpacağız acaba?''
Onlar diyorsa ya çarpacağız ya da böleceğiz. Başka seçeneğimiz yoktu. İçime hiç sinmezdi bu dersler. Teneffüsü iple çekerdim. Fiziği hep ezberledim. Matematikte ise hep ite kaka... Tarih, edebiyat ve sanat tarihinde ise ne kadar mutluydum bir görmeliydiniz.
Matematik, fizik ezberlenir mi hiç, vallahi ben ezberledim. Böyle olduğu için de üniversite sınavında döküldüm. Kolejde okuduğum için İngilizce puanım yüksek geldi. Edebiyat, tarih ve coğrafya gibi dersler de... Fen ve matematik çok düşük olduğu için başarılı olamadım. Ancak dershane sonrası girebildim eğitim enstitüsüne.
Ben, ezberci eğitim kurbanı biriydim. Düşünmeden, muhakeme etmeden ezberleyip sınıf geçen...
Oysa nedenlerle niçinlerle işlemeliydik dersleri. Neden bölmemiz gerektiğini, ne diye çarpacağımızı bilerek geçmeliydik sınıfları.
Tarih dersinde her konuyu bir çırpıda öğreniveriyordum. Savaşların, antlaşmaların maddelerini, kimin kimi yendiğini ve kimlerin kötü kimlerin iyi olduğunu öğrenmekte hiç zorluk çekmiyordum. Ezberleyiveriyordum, iş bitiyordu.
'Kendini tanı' diyen Sokrates'i çok sonra öğrendim. Diyojen, yıllarca aklımda uyuz ve tembel biri olarak kaldı.
Köyümüzde Ahmet Deringöz diye biri vardı. Orta boylu, şişman, sevimli, çok içen biriydi. Köyde belli bir köşede oturur, kara kalemle portreler çizerdi. Elinde sigara olmadığı tek bir saniyeye bile tanık olmadım. Sigara ve içki... En yakın dostlarıydı bunlar. Arada bir evimize de konuk olur, muhabbetine tanık olurduk. Çok ciddi, oturaklı bir amcaydı. Küçücük yaşımda bende büyük bir hayranlık uyandıran, unutamadığım bir simaydı Deringöz.
35, 40 yıl sonra öğrendim onun bir bilge kişi olduğunu. Ne yazık ki artık yoktu o. Köprübaşı'na gidin, her muhtar ya da belediye başkanının tanımayabilirler ama Ahmet Deringöz adını duymuşlardır mutlaka.
Sözü, muhabbeti dinlenen, sevilen, saygı duyulan bir ressamdı. Kılık kıyafete hiç önem vermez, üstünden sigara külleri eksik olmaz biriydi. Hiç unutmadığım bir sözü
''anlatabildim mi?'' idi. Küçücük olan bana da 'siz' diye hitap ederdi.
Sokrates, Atinalıları uyandırıp, hayatın anlamı ve kendileri için gerçekten iyi olanın ne olduğuyla ilgili konuşmalar yapan, özellikle de gençlerle sohbet eden bir feylesoftu.
Montaigne de Sokrates'ten- Seneca'dan etkilenmiş bir Fransız... Ünü, 'Denemeler ' adlı kitabından geliyor. Kitabının girişinde okuyucularına şu şekilde sesleniyor: ''Bu, gönülden bir kitaptır ey okuyucu. Baştan belirteyim ki, yazdıklarımı yalnızca yakınlarım ve kendim için kaleme aldım. Sizlere hizmet etmek yahut ün kazanmak gibi bir düşünce aklımın ucundan bile geçmedi; zaten bu bu tür şeylerin peşinden koşmaya güç yetiremem. ''
Yaklaşık 600 yıldan bu yana okunuyor bu kitap.
Montaigne, hukukçu / asker ve çiftlik sahibi bir babanın oğlu. Hukuk okuyor ve felsefeyle ilgileniyor. 1581'de Bordeaux Belediye Başkanı oluyor.
Kentte veba salgını başlayınca ailesiyle birlikte şatosunu / kentini terkediyor.
Bu kaçış için Bordolular ne düşünmüştür acaba diye hep düşünmüşümdür. İçime hiç sindiremiyorum bu kaçışını. Çünkü Montaigne, denemelerini okuduğum günden beri benim kahramanım!
Sokrates ve Montaigne insanlığı çok etkilemiş olan iki feylesof. Düşünceleriyle belleklerde yer etmiş iki bilge.
Avram Ventura da bizim bilgemiz. Hayatı kitaplar arasında geçen, düşündüklerini- yazılarını çevresindeki dostlarla paylaşan bir düşün adamı.
Şirazlı Sadi, Hafız, Ömer Hayyam, Ferîdüddin Attâr, Nasiruddin-i Tusi İran toprağında ne ise Sokrates ve Montaigne de Yunanistan ve Fransa toprağında o. Sevgi, dostluk, yaşam vb. konularda insanlığa ışık olmuş bu kişiler insanlık ailesinin birer yıldızı olarak parlamaya devam ediyorlar.
Deprem, sel, yangın gibi doğal yıkımlar yaşanmış olsa da insanlık, insanlık hallerini anlatan bu kişileri bağrına basmaya devam ediyor.
Franko'yu, Hitler'i, Pinochet'i ve benzerlerini içine sindiremedi insanlık. Onlar, belli bir yaşam tarzını, belli bir düşünceyi dayattılar. Kısa sürede bunu başarmadılar da değil ama bugün lânetli konumundalar.
Bir ara Türkiye'nin bir numarası olan Kenan Evren'in son günlerini anımsayalım. Neredeyse saklı gizli defnedilecekti. Son günlerinde adı kışlalardan, okullardan ve parklardan silinmiş, yalnızlığa terkedilmişti 12 Eylül'ün kudretli generali.
24 Kasım Öğretmenler Günü olarak dayatılmıştı. Din dersleri ona keza... Din dersleri zorunlu değilken bu ülkede hiç bir din adamı ya da sıradan biri küçücük kız çocuklarının evlenme yaşının kaç olması gerektiğini düşünmüyor ve konuşmuyordu. Kimseler, abuk sabuk konularda fetva yarışında değildi.
Çizgili Pijamalı Çocuk filmi ya da romanında yönetmen / yazar belli bir ideolojiyi izleyiciye / okura empoze etme niyetinde olsaydı o film ya da roman bugünkü gibi etki yaratabilir miydi dersiniz...
Bırakalım da tercihi karşımızdaki kişi yapsın. Bize düşen, konuyu etraflıca ortaya koymak olmalı. Bunu da samimice yapmakta sayısız yarar var tabii ki.
Lise yıllarımda bazı abilerimiz bize ellerindeki kitabı uzatır, ''Onbeş gün içinde bunu bitir'' derdi. O kitaplardan biri 'Felsefenin Başlangıç İlkeleri ' idi. George Politzer'in büyüklüğünden söz ediyorlardı hep. Keşke bana o günlerde  bir romanı ya da öyküyü tavsiye etselermiş.
Fes- şapka, kadın hakları konusunda da ülkemizde olup bitenler beni hep düşündürmüştür. Kim ne yaparsa yapsın, hamileliğinin beşinci ayında bir kadını doğurtamaz!
Konuyu daha da geliştirebilir, renklendirebiliriz pekalâ.
Sosyal medyada olsun, kitaplarında olsun düşüncelerini bizimle paylaşan Avram Ventura da kendisine model olmuşların izini sürüyor. ''Ben buyum'' diyor. ''Ben böyle düşünüyorum'' diyor. Bize ne şekilde düşünmemiz gerektiğinin formüllerini vermek yerine tercihimizde özgür bırakıyor bizleri. Hatta bunu bile düşünmüyor. Böyle olduğu için de gereksiz polemiklerin muhatabı olmuyor. Sosyal medyada büyükşehir belediye başkanlığı için adayınızı açıklayın, ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız. Alkışlayan, saldıran, tehdit eden, küsenin haddi hesabı olmuyor. Yazılarını zevkle okuduğum iyi gazeteci Yılmaz Özdil'in üç beş gün önce Aziz Kocaoğlu'nu  seçin demeye gelen cümlesinden öyle rahatsız oldum ki... Dayanamadım ve ' Size ne oluyor? ' demek zorunda kaldım.
Biraz Montaigne, biraz Sokrates, biraz Avram olmanın sayısız yararı var. Ruh sağlığımız için de gerekiyor bu.
Benim çok önemsediğim bir İzmirli sayın Ventura. Her şeyden önce iyi bir İzmirli. Yaşadığı kenti kaleme alacak / anlatacak kadar kentini seven biri. Oturduğu semtin, yaşadığı kentin sosyo- kültürel yapısını kaç kişi biliyor çevrenizde, isterseniz bir sorun soruşturun. Karataş'ı 1969'dan bu yana biliyorsam da  sayın Ventura'dan öğrendim asıl Karataş'ı.
Yazılarında öğretmenlik yapmıyor. Düşünce ve duygu dünyasında biriktirdiklerini aktarıyor, paylaşıyor. Hepsi bu!
Bu bilge kişiyle aynı şehirde yaşıyorum. Bunun farkındayım.
 
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum