Reklam
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Veli Lök

04 Aralık 2018 - 07:40

Anlatacaklarımı siz hangi atasözüyle doğrular ya da hangi vecizeye başvurarak yorumlarsınız bilmem. Bildiğim bir şey var ki, büyüklerin sözlerine kulak vermek,çocuklara doğru model olmak ve onları sahipsiz bırakmamak, başarının da mutlu olmanın da anahtarı.

Birinci Dünya Savaşı yılları...

Topçu Yüzbaşısı, cephedeki askerin birinin hareketlerini ve sözlerini iyi takip etmiş / askeri en ince detaylarına kadar gözlemlemiş olmalı ki ona bir gün şöyle diyor: ''Sen çok akıllı birisin. Eğer okusaydın çok büyük adam olurdun, ileride evlenip bir oğlun olduğunda onu mutlaka okut. Bu sözümü sakın unutmayasın''

O kişi, askerliği bitirip köyüne döndüğünde evlenir. Beş çocuğu olur. Dört kız bir oğlan. Her bir çocuğuyla yakından ilgilenir. O yıllarda henüz kız çocuklarını bugünkü gibi okutma hevesi olmadığından, ağırlığı oğluna verir. Oğlu, ilkokula başladığında hemen her gün okula gidip onunla ilgilenir, öğretmeniyle de ilişkilerini geliştirir.

Bayındır'ın Yakapınar köyünde yaşıyor olmalarına karşın, ilkokulu bitiren oğlunu alır, Buca'daki ortaokula yatılı olarak yazdırır. Yiyeceğinden içeceğinden ve giyeceğinden kısar, okulun parasını öncelikle yatırır. O günün şartlarında köyün dışında yatılı çocuk okutmak baba için çok zor olsa da biricik oğluna şunu der: ''Oğlum, şimdi elim ayağım tutuyor. Çalışıyorum ve para kazanıyorum. Olur da bir aksilik olur zora düşersek bu baban hamallık yapıp seni okutacak bunu bilesin. ''

Arada bir okula gidip öğretmenlerle tanışır, görüşür ve konuşur. Oğluna yalnızlığını hissettirmez. Senin arkanda dağ gibi baban var der gibi...

Köyden geldiği için konuşması/ yazması, yani Türkçesi biraz zayıftır. Diğer dersleri ise mükemmel derecede... Ortaokul ikinci sınıftayken Türkçe öğretmeni değişir. Necla hanımın derslerinde mutludur. Çünkü şiir okumakta, okutturmaktadır her öğrenciye. İlgisini, öğrencilerinden esirgemeyen biridir Cumhuriyetin öğretmeni Necla hanım. Artık, hem fen ve sosyal dersleri hem de Türkçesiyle çok başarılı bir öğrencidir. Buca Ortaokulu'nun seçkin öğrencilerindendir. Necla hanım

öğrenci sırasının üstüne öğrencilere dönük oturup Nazım Hikmet'in şiirlerini okumaktadır. Böylece Nazım Hikmet'in eşsiz şiirleriyle bu okulda tanışmış olur. Etkisinde kalacağı ilerici / demokrat düşünceleri bu okuldayken edinir.

Komutanının sözleri hiç kulağından çıkmamaktadır babanın. Onu dinlemiş ve liseye kadar getirmiştir oğlunu. Şimdi sırada lise vardır. Sorar soruşturur ve sonunda yatılı olarak oğlunu Atatürk Lisesi'ne verir. O da oğluyla birlikte öğrenmektedir aslında. Çocuğunun mesleğini bile kestirmiştir gözüne. Çünkü her dersinde başarılıdır biricik oğlu. Ve, oğluna doktor olması konusunda telkinlerde bulunmaya başlar. Fizik, kimya ve biyolojide çok iyi olan oğlu, zaman içinde kendisini doktorluğa hazır gibi hissetmeye de başlayacaktır zaten... Çünkü matematik dersine göre diğer derslerinde daha başarılıdır. Çalıştığı zaman matematikte de çok iyi notlar almaktadır ama mühendislik bilimlerine değil de tıbba olan ilgisi nedeniyle biyolojiye, kimyaya dört elle sarılmıştır.

Tıp, artık sadece babasının özlemi değil, kendisinin de ideali olmuştur.

Baba, Atatürk Lisesi'ndeyken de oğlunu yalnız bırakmamıştır. Fırsat buldukça okula gitmekte, öğretmenlerle de tanışıp görüşmektedir.

Başarılı bir öğrenim hayatından sonra liseyi de bitirmiş ve İstanbul'da tıp okumak üzere yola koyulmuştur bile.. Düşünün ki köyde henüz üniversitede okuyan biri yoktur o yıllarda.

Baba, tıp fakültesini kazanmış derecesinde mutludur, gururludur. Komutanının sözlerini anımsar ve kendi kendine mırıldanır. ''Komutanım, demek ki bizde bir iş olduğunu hissetmiş yıllar önce.Oğlumun benden daha akıllı olacağını sezmiş belli ki... ''

Söz dinlemiş ve okutmuştu oğlunu. Artık doktorluk yolundaydı oğlu. Şimdi sırada ona branş bulmak vardı. Onu da buldu ve oğluna ''İmparator olacaksın!'' dedi. Oğlu, babasını dinledi ve genel cerrahiyi tercih ederek imparatorluk (operatörlük) yolunda ilk adımı attı. Ne var ki cerrahideki öğrenimi sadece bir yıl sürdü. Genel cerrahiyi bırakıp ortopediye geçti.

Sonuçta ortopedi ve travmatoloji uzmanı oldu.

Yıllar yılları kovaladı, o çocuk 43 yaşında da profesör oldu. Babası, oğlunun profesör olduğu günleri de gördü.

Bilses Vakfı İnsan Hakları ödülü, Akif Şakir Şakar Bilimsel Ödülü, Barış Demokrasi ve İnsan Hakları Ödülü, Barış Dostluk ve Demokrasi Ödülü gibi ödüllerin sahibi olan ve gerek İzmir gerekse Türkiye çapında tıp tarihimize önemli katkılarda bulunan, akademik çalışmalarıyla yurtdışında da yüzümüzü ağartan o doktor, şimdi 86 yaşında ve İzmir'de serbest hekim olarak hastalarına şifa dağıtmakta. Dimdik ayakta!

Adı: Veli Lök

Cephedeki askerinin hal hareketlerini gözlemleyen, anlatılan her şeyi kolaylıkla kavrayan ve gereğini yapan o askerin komutanı, Veli Lök'ü o günlerde henüz cenin bile değilken keşfetmiş olmalı. O günlerde genetik bilimi henüz bilinmiyor, genetik mühendisliğinden bihaberdi insanoğlu ama topçu yüzbaşının bildiği bir şey vardı. Böylesi zeki bir babanın çocukları da mutlaka baba gibi olacaktı. Veli Lök, babasının genlerini taşıyor. İnançlı, inatçı, başarıya odaklı,sabırlı ve çalışkan...

Topçu Yüzbaşı, Uzundereli askerinde bunu görmüş olmalıydı.

Demem şu ki; çocuklarımıza doğru rol model olalım. Öncelikle de büyüklerin uyarılarına / onların yaşam tecrübelerine kulak verelim.

Yüzbaşı, öngörü sahibiymiş. Yaşam, bunu doğruladı; Veli Lök örneğiyle...

Veli Lök'lerin çok olması temennisiyle de noktayı koymuş olalım.

YORUMLAR

  • 0 Yorum