Yeni başkanlar yeni dönem ve liyakat
Recai Şeyhoğlu

Recai Şeyhoğlu

Yeni başkanlar yeni dönem ve liyakat

09 Nisan 2019 - 07:00

Sonunda yeni başkanlar belirlendi ve görevlerine başladılar bile. Başkanlar için kutlamaya gelenlerin çokluğu her ne kadar başkanları yoracak olsa da bundan şikayetçi olacaklarını sanmıyorum. Bunlar mutlu yorgunluk günleri…  

Yeni başkanların, çalışanlarını tanıması, yapacağı görev dağılımı, kadrosunu oluşturması  kuşkusuz zaman alacak. Eksiklerin tamamlanması, yeni projeler konusunda başkanların sabırlı olmasını / kararlı duruş sergilemesini ve vefa duygusunu hiç yitirmemesini diliyorum.

Bir de yeni başkanın sürekli kendisinden önceki başkanı eleştiren tavır sergilemesinin doğru olmadığını, kendi işine bakması gerektiğini de bilmesinde sayısız yarar var. Önceki başkan doğru ya da yanlış yapmıştır ama sonuçta artık başkan değildir. Geçmişe zaman ayırmak, eleştirmek, dedikodu çok anlamsız olur... Seçmen, gereken yanıtını zaten sandıkta vermiş ve sizi seçmiştir. Önceki başkanı dile dolamak niye?

Gelelim kentimize… Ben, İzmir'de Büyükşehir Belediyesinin kültür işlerine kimin baktığını ve iz bırakan etkinliklerin neler olduğunu düşündükçe yanıtını bulmakta zorlanan biriyim. 

Bir dönem Hilmi Yavuz vardı İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nde. Gönül istiyor ki İzmir’de de kültürün öznesi olan biri olsun Kültür ve Sosyal İşlerin başında. Sonuçta büyükşehirde yaşıyoruz. 50 yıl öncesinin İzmir’inde yaşamadığımız ortada. Dario Morenoların, Gaskonyalı Tomaların, Ali Kocatepelerin İzmir’i değil artık İzmir’imiz. Göçlerle daha farklı bir İzmir olduğumuzun ayrımındayız. Eski günlerin İzmir’inde Get Out Of The Kitchen, Sympathy, Rainbow I  love You, Yesterday, All Hung Up İn Your Green Eyes, Tanju Okan dinleniyordu. Elbette Ateş-i suzan-ı firkat, Nihansız dideden gibi klasik şarkılarımızla birlikte… Açık hava sinemalarında Quamedada İsyan, Sema’da David Niven’in Zor Yıllar’ı izleniyordu. Alsancak Stadyumu'nda da Metin Oktay’ın golleriyle coşuyorduk. Göksel Arsoylu, Ayhan Işıklı, Salih Tozanlı Ahmet Tarık Tekçeli filmlerde arada bir gözyaşı döktüğümüz oluyordu. Sanki daha bir vicdanlı, daha bir romantiktik. Sevgilimizin elini tuttuğumuzda elektrik çarpmışa dönüyorduk. Soframızdaki peynir, et, sanki biraz daha çoktu. O günlerde, bugünkü gibi başkan ya da vekil olacağım diye çırpınan da yoktu yanılmıyorsam…  Gösteriş ve kabul görme adına Cuma namazında en ön saflarda yer alan dinbazlar da yoktu benim bildiğim. Çocuk tacizcisi sapısilikler de…

Kentlerin demografik yapısı da değişti kültürel yapısı da…

Belediyeler bu nedenle kentte yaşayan nüfusun niteliğine göre bütünleştirici- kaynaştırıcı kurslar açarak uyumsuzlukları giderici roller üstlenmeli. Bu kursların neler olacağı konusunda da sanat disiplinlerine hakim olan kişilere ve kurumlara danışmalı başkan. Müzik, spor, gösteri sanatları ve edebiyat, bilim alanlarında var olan dernek, oda ve sendikalara danışılması halinde başkanın yanlış ya da eksik yapması söz konusu  olmaz. Çok konuda olduğu gibi bu konuda liyakat değil de nepotizm ve benzeri eğilimlere başvurulursa hem başkan hem de kent bundan zarar görür. Daha önce tanık olduk bunlara. Arkadaş diye, akraba diye, yakın çevreden biri ya da başkanın / meclis üyesi birilerinin işsiz çocukları ve yakınları diye tercihte bulunulması halinde ne tartışma biter ne de beklentiler gerçekleşir.

Ne yazık ki başkan, işin başında böylesi istek ve ricalarla karşı karşıya gelecektir. Bu konuda başkanı rahatsız edecek olanlar hiç de bir elin parmakları kadar az olmayacaktır. Ben başkan olsam, birilerinin zorlaması/ dayatması / ricası ve yönlendirmesiyle karşı karşıya kalmak yerine TOBAV, TYS, ED, PEN, EĞİTİM-SEN, gibi örgütlere danışarak belirlerim Sosyal ve Kültürel İşler Daire Başkanımı. Bunu yapan başkan, Türkiye’ye de model olur. Yanlış da yapılmamış olur.

Tanığı olduğum bir gerçeklik şu ki, başkanlar belediyelerin kültür müdürlerini belirliyorken  bu konuda çok titizlendikleri yok.

Bunun içindir ki iz bırakan bir kültür müdürüyle tanışmadık bugüne değin. Yazık ki İzmir olarak bir Hilmi Yavuz’umuz olmadı. Neden bundan 15- 20 yıl önce Şadan Gökovalı, Özdemir Nutku gibi bir kültür müdürümüz olmadı diye düşünmüyor değilim. Yakın çevrenize, çevre illerin ve ilçelerin kültür müdürlerine bir bakın, özelliği olan biriyle karşılaşacağınızı sanmıyorum. Yapılan etkinliklerden de anlayabilirsiniz bunu. Bu konuda başkanları suçlar gibi konuşmayı da sindiremiyorum içime. Ya böyle biri yoksa… Başkan ne yapsın?

İzmir’de, büyükşehir olması nedeniyle / bilim- kültür- ticaret- sanayi merkezi olması nedeniyle çok sayıda tematik müzenin bulunmasında sayısız yarar var. Tebriz’de gördüğüm Azerbaycan Müzesi benzeri bir müzenin eksikliğini duyumsuyorum İzmir’de. Halı, kilim, saat, eski meslekler üzerine bir müze kurmanın hiç de zor olmadığına İran’da tanık oldum ben. Antropoloji Müzemiz neden yok diye düşünmemiz gerekmiyor mu sizce? Nüfusu, öğrencisi çok olan bir kentte dev teraryum ve dev akvaryum olması gerekmez mi? İzmir Kent Müzesi, İzmir Tarih Müzesi gerekmez mi bu kente? Sofya’daki Natıonal History Museum'u ziyaret eden birinin neden İzmir’de böyle bir müzenin olmadığını sorduğunu görüyor/ duyuyor gibiyim. Dolmakalem müzesinin yokluğunu belediye başkanının hissetmesi gerek diye düşünüyorum. Kütüphane Müzeciliği ona keza… Belçika’da Brüksel’e yakın bir kasabada da eskiden rahibeler okulu olan bir  binanın siyah beyaz fotoğraf müzesi haline getirildiğini görünce önce şaşalamıştım. Sonra da Belçikalının aklına hayran olmuştum. Eskiyi yaşatıyorlardı bu müzeyle. Değerbilirlik duygusu ve saygıyı anlatıyordu o müze. Bizde yapılamaz mı sanki? Sonuçta, bu tür müzeler o toplumun aynasıdır. Düne duyulan saygı ve dünden beslenmedir. Yarınlar, bu temel üzerinde şekillenecektir. Yarınlar, buna benzer kültürel zenginlikler üzerine inşa edilecektir. Öte yandan…

Anı Evleri / Aydınlanma Evleri ile de etnoğrafya müzeciliği, geçmişin değerlerine saygı,  değerbilirlik duygusu geliştirilmeli. Şurası hiç unutulmamalı, “Bugün yarına dünle beslenerek yol alır.”

İzmir’in tarihinde iz bırakan yurttaşların adı bu evlerde yaşatılmalıdır. Kimler mi?

Ortodontist Ayşe Mayda, şair- yazar Attila İlhan, ortopedist Veli Lök, kütüphaneler zinciri kurucusu Rasime Şeyhoğlu, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Gönül Yazar, sinema sanatçısı Ayhan Işık ve benzeri İzmirliler…

Kentin tüm mahallelerinde birer kültür merkezinin ve kütüphanenin bulunmasını sağlamak belediyelerin görevi ise öyleyse buralara birer kütüphaneciyi yerleştirmek de onların görevi.  Bu, kesinlikle herhangi biri olmamalı. Görevli kişi kitaptan / kütüphanecilikten anlayan biri olmalı.

Yerel yönetimlerin bu konuda atacakları her adım kütüphaneler kapatan iktidarı da zorlayacaktır. Okuyan nüfusun çoğalması seçmenin de  niteliğinde bir sıçrama yaratacaktır. Bu anlamda Cahit Arf, Abidin Dino, Necati Cumalı, Salah Birsel, Metin Oktay, Ekrem Akurgal Kütüphaneleri İzmir için birer zorunluluktur.

Kentin akciğerleri olan yeşil alanlar / parklar da ulusal – evrensel- bölgesel bilim- sanat insanlarının adlarıyla anılmalı.

Açılacak bilim- sanat galerilerinde bölgede yetişmiş olan feylesof, heykeltıraş, ressamların büstleri yer almalı. Sevgi Sokaklarında da İzmirli olan sanatçı ve bilim insanlarının mini heykelleri bulunmalı. Üsküp’e yolu düşenler bilir, kentin dört bir köşesi Makedon büyüklerin büstleri ve heykelleriyle dolu. Bu, ulusal bilinci pekiştiren bir kültür politikasıdır. Ulusal kahramanlara saygı duyan, onları her daim anan/ anımsayan kuşaklar böylesi sanat politikalarıyla beyinlere yerleşir.

Özetle… Kentin yaşamı, kentlilik bilinciyle daha bir renklenir, güzelleşir. Kentin estetik dokusu böyle böyle oluşur. Elbette ki bunlar Şadan Gökovalı benzeri çok yönlü / her türlü sanat disiplinine yakın duran İzmirlilerce gerçekleşecektir. Ben, bu konuda elinden geleni yapacak birini biliyorsam başkanlar da o kişilerin kimler olduğunu bilmeye/ öğrenmeye çalışmalıdır. Kentin Sosyal ve Kültür İşlerinden sorumlu kişisi İzmir’in estetik değerlerine zenginlik katacağı gibi başkanın da  prestijini yükseltecektir. Sonuçta, o kişinin tercihi İzmir için önemlidir. Sadece başkanın tercihine bırakılamayacak kadar çok önemlidir. Organizasyon becerisi, diksiyonu, birikimi, sanatın farklı dallarına olan hakimiyeti, sosyal ilişkileri ile tartışmaya yer bırakmayacak kadar deneyimli ve kabul görmüş bir kimliğin sahibi olmak gibi özellikler biliyorum ki kolayına birinde görülmeyebilir. En azından bu vasıflara yakın birinin tercih edilmesinde sayısız yarar olduğunu biz bir kez daha dillendirmiş olalım. O büyülü sözcüğü anımsatmak da başkanın en yakınlarının görevi olmalı bence. LİYAKAT !

Nepotizm( eş- dost- akraba kayırmacılığı) ve klientalizmden (kayırmacılık- himayecilik) arınmış başkanların heykellerini dikecek olan yeni kuşakları da şimdiden selamlıyorum.

YORUMLAR

  • 0 Yorum