Altay'ın bitmeyen hikayesi (2)
Tayyar ÖZDEMİR

Tayyar ÖZDEMİR

Altay'ın bitmeyen hikayesi (2)

08 Mayıs 2014 - 00:00

Altay'ın merhum başkanlarından Hüseyin Barbaros vardı. Ardından da Hayri Yorgancıoğlu gelirdi ki benim belleğimde yer eden iki isimdir. Yaşım gereği bu iki insan o yılların (1955-1963) önemli iki ismidir. Gazetelerde boy boy resimleri çıkmadan sessiz sedasız kulüplerine hizmet etmişlerdir. Yorgancıoğlu'nun bir farkı vardı, o da politikanın içindeydi. Aynı zamanda Futbol Federasyonu'nda da görev yapardı. Altay adına başarılı çalışmalar yapmaları sadece genel kurallarda söylenirdi. Şimdiki gibi her zaman bu bilgileri kimse alamazdı. Çünkü başkanlar gazetecilerle konuşmazdı bile. Göztepe'nin başkanı Sabahattin Suvari'nin bir kez demeci ya çıkmıştır ya da çıkmamıştır. Takım hakkında hiç konuşmazlardı. Onlar kulübün geliri, gideri, onarımı işleriyle ilgilenirlerdi. Bu durum genelde böyle yürürdü. Takım hakkında yani teknik konularda bilgileri olmasına karşın o konuyu teknik görevlilere bırakırlardı.

Amatör bakış önemli

“Futbolcunun profesyonel olması, olaylara böyle bakması her zaman iyi sonuç verir mi?” diye sorarım hep. Ben her şeye rağmen oyuncunun bir tarafı amatör olsun isterim. Sevmediğin bir kızla nasıl evlenirsin? Takımda oynamak ta böyle bir şey olmalı. İnsan (oyuncu) sevdiği takımda oynarsa daha coşkulu olur. Sevgiyle takımını başarıya taşır. O nedenle başarının altında amatörlük yatar. Sadece para ve çıkar uğruna oynamak insana zevk de vermez. Herkesin gözü önünde oynanan oyunlarda zevkin değeri bence paradan da üstündür. Hangi takımda olursa olsun alt yapıdan yetişmiş bir oyuncunun yükselerek A Takım'a kadar gelmesi ve bu ortamda uzun yıllar kalması sadece mesleğinden değil sevgisinden de kaynaklanır. Bu alanda örnekleri çoktur. Profesyonellik 1955'te ülkemize gelmesine karşın uzun süre belleklerde yerini almış o amatörlük herşeyin üstünde yerini almıştır. Göztepeli merhum Gürsel Aksel kulübünün simgeleri içinde yerini aldı. Neden; önce iyi bir oyuncu, sonra takım sevgisi ardından da geçim için para geldi. Para için başka kulübe gitmeyi düşünmedi bile. Nevzat da, Fevzi de, Halil de, Mehmetler de... Ayfer de Altay için böyle bir oyuncuydu. Çocuktu başka takım adını öğrenmeden Altay'ı öğrendi. Ağabeyleri başka takımda oynarken o Altay'ın içinde kaldı. Sürekli kalmanın avantajını yakaladı. Ayfer adı ile Altay adeta birleşti. Bu alanda Altınordu'da da, İzmirspor'da da Karşıyaka'da da isimler vardı. Beytullah (A.Ordu), Tarık (İzm.Spor), Bulut(KSK) ilk aklımıza gelen isimlerdi. Bu insanlar adlarını adeta kulüplerinin yanına yazdırdılar. Oynadılar, oynattılar ve bu evrenden takımlarının adlarıyla gittiler. Şimdi simge isim bulmak çok zor. Her oyuncu kim fazla para verirse kendini oraya atıyor. Bu durumda da yıllar sonra adı bir yerde geçince şöyle soruluyor; “Ordulu mu? Denizlili mi? Bursalı mı? Hangi takımın oyuncusuydu?” deniyor. Bakın üç büyük takımın kadrosuna. 5 yıl oynayan kaç oyuncu var? Bazıları büyük paraları bu takımlarda bulduğu için bir yere ayrılmıyor yoksa sevgisinden değil. Fenerbahçeli Semih'i ele alalım; Uzun yıllar Fenerbahçe'de nöbetçi olarak kaldı. Bu yıllar içinde kaç maç oynadı? Ama aldığı parayı bir hesaplayın, kaç para almış? Şimdi zorunlu olarak Antalya'ya gitti. Orada da nöbetçi oldu. Demek istiyorum ki, Semih ve benzerlerinin üç beş yıl sonra adları bile anımsanmaz. Ama aynı takmımda uzun yıllar forma giyen Cemil (F.Bahçe), Cüneyt (G.Saray), Rıza (BJK), Ayfer (Altay), Nevzat (Göztepe) bu insanların adları tarih olmuştur ve hiç kimse bu isimleri kazıyamaz.

Yöneticiler de var

Altay dünyası içinde başarılarıyla ve başarasızlıklarıyla anılar insanlar da var. Sadece oyuncular değil yöneticilerde simge olabilirler. Altay'da merhum Alaattin Özbulu bunlardan biriydi. Abdurrahman Özener, Abdurrahman Susuzlu ve Erdoğan Tözge, Altay tarihinde yerlerini aldılar. Kulüplerini şampiyon yapamadılar ama yaşamında etkin roller aldılar. Sadece Tözge'nin başkanlığında Altay, Türkiye Kupası finalinde Göztepe'yi eleyip şampiyon olmuştur. “Bu insanlar tesis yaptılar mı?” diye de sorarsanız, onu yapmadılar ama sadece futbol takımını ayakta tutmayı başardılar. Zaman içinde de ekonomik şartları zorlayarak Cumhurbaşkanlığı ve Türkiye Kupası şampiyonluklarını kazandırdılar. Daralmış günlerin genişleticisi oldular, zorlukları zaman zaman aştılar zaman zaman da yardıma koştular. Zaman Altay'ı da değiştirdi ve birçok kulübün imrendiği o yapıyı bozan yöneticiler türedi. Daha sonraki dönemlerde de etkin olmaya başladılar. 1963 yılında Bursa'da baraja düşen aynı yıl içinde yeniden eski yerine yani Süper Lig'e dönen Altay aslında ilk kez büyük bir uyarıyla karşılaşmıştı. O yıllarda Süper Lig'den düşen takım ligin sonunda diğer düşen takımlarla maç yapardı. Bu takımların içinde birinciliği alan takım yeniden Süper Lig'e devam ederdi. Altay, 1963'te bu korkuyu Bursa'da yaşamıştı. Kalecisi Varol'un Beşiktaş ile Amerika'ya gitmesinden dolayı kaleyi Alsancaklı forvet oyuncusu Sıçan Önder korumuş ve Varol'u aratmayacak maçlar çıkararak takımının lige dönmesinde önemli rol oynamıştı. O korku ile uzun süre tehlike görmeden altyapısından gelen oyuncuların amatörlük heyecanıyla rakiplerinin önünde duran Altay, 1982'de aynı depreme yine yakalanmıştı. Günün başarısız yöneticisi Rıdvan Burteçin

ne yapacağını bilemezken bir yıl sonra Kemal Zorlu'nun liderliğinde Altay, yeniden Süper Lig'e döndü. Bu gelişmeleri camia yakından bilirken yeni nesil efsane yöneticileri farklı tanımış da olabilir. Bizler şu anlattığımız olayları yakından izleyen kişileriz. O yıllar içinde aktif spor yazarlığı yaparken birçok olaylara tanıklık ettik. Rıdvan Burteçin, “Altay'ın parası dolar kadar kıymetlidir” derdi. Doğrudur, Altay az para verirdi ama oyuncuya borcunu öderdi. Ülkemizde birçok kulübün yapamadığını Altay yapardı. “Paramı alamıyorum” diyen oyuncu yoktu. Ama primler (maç kazanımında) az olurdu, sonuçta verilirdi. Bir de kulübün ismi ve yaptıkları dikkatli izlenirdi. Bir tarihde B.Efes Oteli'ne bir iş için gitmiştim. Bir baktım ki başkan merhum Eralp Üngör Fenerbahçeli yöneticilerle konuşuyor. Ama belli ki ciddi bir konuyu tartışıyorlar. Ardından eniştesi merhum Ender Türk'ü telefonla arayıp “Neler oluyor?” diye sorunca Erdi'nin Fenerbahçe'ye transfer işini öğrendim. İyi anımsıyorum Fenerbahçe aynı zamanda Rıdvan'ı Sarıyer'den 375 bin liraya transfer ederken Altay, Erdi'yi 500 bin liraya Fenerbahçe'ye vermişti. O dönemlerde bu miktar büyük bir paraydı. Rıdvan ile Erdi'nin de arasında oyuncu farklılıklarını bilenlere bırakıyorum. Bu şu demek; Malını iyi pazarlayan bir Altay gerçeği vardı. Bu da kulüplerde çok önemlidir. Son yıllarda Gençlerbirliği Başkanı İlhan Cavcav'ın transferde yarattığı başarılar gibi. Altay bunu yıllar önce yapıyordu. Gürcan Berk'in, Doğan Akı'nın ve Faik'in Beşiktaş'a transferleri herkesçe iyi bilinir. Ayhan Elmastaşoğlu'nun G.Saray'a daha 17 yaşındayken verilişi bir transfer masalı olarak belleklerde yerini korur. Kısacası Altay'da kulübüne yararlı olan da zararlı olan da yöneticiler vardı. Ama yararlı olanların tarzı sadece takımı ligde tutmak üzerineydi. Kısa bir süre başkanlık yapan ancak iyi bir Altaylı olan merhum Ender Türk'ün büyük girişimi ve çabası ile Altay, Gaziemir'deki tesislerin yerini aldı. Ardından da “Tesis kazandıran yönetici” sınıfına girmeyi başardı. Ama sonra ne oldu? Aynı Ender Türk'ün yani tesisin yerini alan o insanın adını bile koymayan yöneciler bir anda ortaya çıkıverdiler. Ben buna kıskançlık derim. Kimine göre vefa borcunu unutup Ender Türk'e büyük haksızlık yaptılar şeklinde yorumlanabilir. Burada isim vermeye gerek yok ama onu yapanlar hiçbir zaman Ender Türk'ün adını unutturamadılar.

Mazhar gitti Altay bitti

Merhum Mazhar Zorlu'nun Altay'dan çok İzmir'e verdiği hizmet unutulmazdır. Zorlu ile bir tarihte İstanbul uçağında karşılaşmıştık. Yanına gidip “ Merhaba abi” deyince boş olan yanındaki koltuğa oturmuştum. O zaman uçaklarda böyle boşluklar olurdu. Neyse başladı anlatmaya; “Göztepe'nin Beykoz'la maçı var. Maça gidiyorum” dedi. Kendi kendime “Hayırdır” diye düşünürken “Oğlum, Göztepe lige çıkmalı. Çıkarsa Altay yalnız kalmaz. İzmir kazanır. Sen tribünlere bakma. Taraftar bağarır ama akıllı düşünmez. Bizler İzmir'in çıkarına bakarız” diyerek bana ne kadar İzmirli olduğunu anlatıverdi. Tesis yapamadı ama Altay'ın adını her zaman yükseklere çıkardı. İzmir'i ve takımını korudu, Karşıyaka'yı düşerken elinden tutup düzlüğe çıkardı. Federasyon başkanlığını yaparken kimseye taviz vermedi. Yine İzmir'i korudu. Şimdi İzmir, Zorlu gibi yönetici bulabilir mi? Şurası da bir gerçek; Altay da İzmir'de Zorlu'ya bir şeyler verdi. Yani karşılıklıydı bu alışveriş... Mazhar Zorlu, Altay'da başrol olmasaydı Federasyon'a başkan olabilirmiydi? Tartışılır. Ben özetle şunu söylerim ve defalarca da yazdım. Mazhar gitti, Altay bitti...Aslında Mazhar gitti, İzmir bitti diyemedim. Çünkü bu şehirde Göztepe var, K.Yaka var, Altınordu, İzmirspor ve Bucaspor var. Futbol çok duygusaldır. Seyircisi daha da duygusal. Dedesinin adını unutan futbol tutkunu, gönül verdiği takımın oyuncusunu yıllar sonra bile anımsar. O nedenle yazı başlığımı o yıllarda farklı yazdım.

(Devam edecek)  

YORUMLAR

  • 0 Yorum