Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür
Tayyar ÖZDEMİR

Tayyar ÖZDEMİR

Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür

12 Şubat 2014 - 00:00

Uzun yıllar spor alanlarının kahranı çeken insanlara ayrılar özel yerler aslında seyircilerin şikayet noktalarıdır. Her maçta bu mekanizma ciddi biçimde çalışır¶

“Orda bir köy var uzakta, o köy bizim köyümüzdür” diyerek başlayan o ünlü türkü var ya, ne zaman duysam içimi hüzün kaplar. Neden hüzünlenirim bilemiyorum ama o türkü benim iş yaşamımda da hep kulaklarımda olmuştur.

O köy bizim köyümüzdür derken ben de “o tribün bizim tribünümüzdür” diyerek birçok alanda yazı yazan bizlerin çağrışım yapıp ekmek parası kazanmaya çalıştığımız ve buradan da yolumuza devam ettiğimiz bu yerin bazılarınca çok ama çok cazibesi olduğunu biliriz.

Orada neler olur? Stadlarda ve salonlarda bir grup insana ayrılan bu özel yerler neyi anlatır ve neyi kapsar? İşlevi nedir? diyerek merak edenlere de bu arada cevap vermiş oluruz. Uzun yıllar gazetecilere görev yapmak için ayrılan bu özel yerlerde oturup, yaşamımıza ve mesleğimize artılar katması beklenen bazı unsurları bizler gibi yeni nesiller acaba bu konuda neler düşünüyorlar? Ağabeyleri gibi bazı konuların onlar da farkındalar mı acaba? Bitmiyor salonların içinde, statların zemininde bir o kaleye bir o potaya, dahası filenin önünde yatan ellerinde fotoğraf makinalarıyla binlerce seyircinin gözleri önünde adeta maratoncu gibi koşan ilginç görüntüler veren bir grup göbekli insanların yanında kamçı kadar zayıf görüntü örnekleri veren bu görevliler yaptıkları işlerinde ne kadar mutlular ya da seyircilerin gözünde nasıl insanlardır ?

Yıllarını spor adına harcayan ve ekmek parasını kazananlar ya da kazanmaya çalışanların kendilerine ayrılmış bu özel yerlerde bulunmaları acaba seyirciye ne anlatıyor ya da ne anlam veriyor?

Daha birçok görüntüyü ve meraklı soruları bir araya toplayan basın tribünü ve onun içindeki elemanlar bu kulvarda devamlı koşarken yaşamın onlara neler öğrettiğini hiç düşündünüz mü? Ya da içinde bulundunuz mu?

40 yılın üstünde geride kalan gazetecilik mesleğimde kendimce belleğimdeki bu birikimleri toplayıp kamuoyuna aktarmayı istemişimdir. Sanırım bu durum sizlerin de dikkatini çeker de bizi başka konulara itecek morali kazandırır. Kısacası fazla meraklandırmadan isterseniz konumuza yavaş yavaş girelim.

ADNAN MENDERES

Gazeteciliğe başladığım yıllarda herkes merhum foto muhabiri Şahap Mete'nin anılarda kalan yaşanmış bir olayını anlatırdı. 1950'li yıllarda Başbakan Adnan Menderes ve kabinesinden bir grup bakan İzmir'e gelirler. Uçak şimdiki Menderes'e iner. O dönemlerde adı Cumaovası Havaalanı'dır. Foto muhabiri Şahap Mete ve diğer gazeteciler de havaalanına giderler. Bu arada Adnan Menderes ve kabinesinden bakanların resmi çekilecektir. Şahap Mete, Adnan Menderes'e yaklaşır ve resim çekmek istediğini söyler. Başbakan hemen çevresine seslenince herkes toplanır. Şahap Mete'nin o yıllardaki çakar almaz fotoğraf makinası kalabalık grubun tümünü karesinin içine alamadığından, başbakana bakarak “Biraz geriye gidermisiniz?” diyerek seslenir. Ancak bu seslenme üç beş kez daha tekrarlanınca, Başbakan Menderes, “Ya Şahap biz kalabalık bir grubuz ve bize geriye gidin diyorsun sen bir kişisin ama yerinde duruyorsun, sen neden geriye gitmiyorsun?” deyince herkesi bir gülmektir alır. Ve tabi Şahap Mete geriye gider ve istenilen resim çekilmiş olur.

Basın tribünleri ya da foto muhabirlerinin bir o kaleye, bir bu kaleye koşuşturdukları spor alanları birçok insanın dünyası içinde yerini almıştır. Tribünlere oturup maçlarını izleyen taraftarlar istemedikleri hakem kararları yanında, başarısız gördükleri yöneticileri sürekli olarak basın tribünlerine bakarak şikayet ettiklerini bilmeyen var mıdır? Bizim tribünlerimiz hem hakim hem de savcı gibi insanların şikayet ettikleri makam gibidir ve bu durum 90 dakikanın son düdüğüne kadar devam eder gider. Bu alanlarda yaşanmış ancak seyircilerin bilmedikleri espriler ve olaylara tanıklık eden birçok spor yazarı arkadaşım vardır. Her birinin gözlemi uzun hem de çok uzun yazılara neden olur.

PASTA KREMA

Yaşamının bir bölümünü basın tribünlerinde geçiren spor yazarının her dönemde sancılı yılları olmuştur. Bitmeyen toplu iş sözleşmeleri yanında sendikalı olmayan spor yazarları arasındaki yasal farklılıklar zaman zaman bu mesleğin en korkulu rakibi olmuştur. Hatta gazeteciliği meslek olarak görmeyen devlet bile bu alanda ciddi kararlar almamıştır ve hala da almamaktadır. O nedenledir ki, futbolu ya da sporun herhangi bir dalını bırakan ünlü sporcuların yeri, yaptıkları ve para kazandıkları spor alanları değil de basın tribünleri olmuştur. Oysa onlar şunu iyi bilirler ki spor yazarı her zaman haberin içinde olduğundan pastanın kendisidir. Dışarıdan gelip haftada bir gün yorum yapanlar ise sadece kremadır. Pastayı bir insan rahatça yerken midesi ağrımaz ama krema birçok insanı rahatsız eder. Kısacası pasta önemlidir ve spor yazarının önemi de böyle anlaşılır.

(Devam Edecek)

YORUMLAR

  • 0 Yorum