Zenginin günü
Tayyar ÖZDEMİR

Tayyar ÖZDEMİR

Zenginin günü

17 Nisan 2014 - 00:00

Şu atasözünü de duymuşsunuzdur;

“Şehirde ikinci olacağına köyde birinci ol”

Bu söz daha çok spor dünyasında duyulur. Bazen de sosyal yaşamın içinde küçük yerlerde yaşamanın daha iyi ve sağlıklı olduğunu bilenler ederler. İnsanlar yaşadığı yerlerde kendilerince bir ortam yaratırlar. Tanınırlar, bilinirler, hatırlanırlar ve etkin olduklarını bilirler. Bazı sorunlarını bu küçük yerlerde basit şekilde çözerler, bu da insana huzur verir. Ancak büyük kentlerin büyük sorunları çözülemez hale gelince bu söz tekrarlanır;

“Şehirde ikinci sınıf olacağına köyde birinci sınıf ol” aynı anlamdadır.

1968 yılında Altay'dan takım arkadaşım Ali İkier ile Nazillispor'a transfer olmak için masa başına oturmuştuk. O yıllarda futbolcuların menacerleri yoktu. Yöneticilerle karşılıklı konuşuyorduk. Rahmetli Nihat Özdemir bana bakarak “Seni Aydınspor'dan tanıyorum. Sen gol de atıyorsun” deyince o amatör ruhlu yönetici tiplemesinin net örneğini sunmuştu. Ben de hemen bu sözünün ardından “ Evet doğru...Atarım ama uzaklardan atarım. Eğer gol olmazsa bir kez daha atarım” diye yanıtlayınca Özdemir, “Seni hemen alalım” demez mi? Ali İkier ile benim Nazilli maceramız bu sözle başlamıştı.

Nazilli, o yıllarda Aydın'dan daha nüfusluydu ama yine de küçük sayılırdı. İnsanları bugünkü gibi sıcak kanlı, futbol düşkünüydü. Kadınlı, kızlı erkekli maçları o tarihte birçok ilçede göremezdiniz ancak Nazilli ve Aydın'da bu maçlar hep yaşanırdı. Konuyu dağıtmadan Salihli, Söke ve Akhisar da Ege'nin futbol merkezlerindendi. Neyse atasözümüze sadık kalarak devam edelim.

O yıllarda kulübün başkanı Fuat Amasya'ydı. İri kıyım, renkli gözlü Fuat Amasya futboldan pek anlamazdı ama kulübün başkanı olmak için bu bilgiye gereksinim de yoktu. Parasal sorunları çözen bir başkan oldunuz mu sorun kapanırdı. Amasya da böyle bir kişilikti. Nazilli'nin göbeğindeki “Uzun” çarşı ilçenin kalbi gibiydi. Sanırım yine de öyledir. Bu uzun çarşıda her şey bulunurdu. Toptancılar, pideciler, tuhafiyeciler, zarraflar, bakkallar, pastaneler yani tüm esnafın çarşısıydı. O dönemin oyuncuları da genelde bu çarşıdaki esnaflarla samimiydiler ve bu çarşının bireyleri gibiydiler. Başkan Fuat Amasya, çarşının başından sonuna doğru yürürse esnafların hemen tümü dükkanlarının, mağazalarının kapısının önüne çıkarlar Amasya'yı selamlarlardı. O da başını eğerek herkese yanıt verirdi. Bir haftalık günleri sayarken ben de arkadaşlarıma şöyle seslenirdim. “Bugün Amasya” Biraz açayım; Pazartesi, Amasya, Çarşamba, Perşemde, Cuma, Cumartesi, Pazar bir haftanın içinde. Salı'nın yerini Amasya ismi alırdı. Amasya'ya gösterilen bu tören(!) gözü kör olsun ekonomik durumla çok yakından ilgiliydi. Zenginlik yani. Fakir ol da bak bakalım kim kime nasıl selam verir? Kısacası o yıllarda bizler bu gerçeği küçük ilçede böylesine bir olayla yaşardık. Ama bu durumu kaç kişi bilirdi o tartışılır.

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum