13.09.2021, 08:12

Yetim hakkı yemek...

Bu ülkede çok laf ebesi var, çok yetim hakkı yiyerek yükselen var.

Ancak gerçek insan yok.

Sözler havada uçuşuyor yıllardır siyasilerin dillerinde. Ve iş tamamen oldurmaya geldiğinde ortada elle tutulur işler ve canla başla yapılanlar sayıca az.

Hal böyle olunca ortalık kalıyor yetim hakkı yiyen yiyicilere.

*

Böylesine bir tutum üçüncü dünya ülkelerinde bolca var.

Malzeme bol, insanlık az, kanan çok.

İşin tuhafı da kandırılanlar halinden oldukça da memnun.

Bir insan madem dile getirdiklerinin arkasında duramıyor ve anlaşılmasını istemiyor o zaman siyasetin yetim hakkı yeme bölümünden nasipleneceklere yol açtığını sezinleyebilmeli.

*

Hitabet güzel.

Hitabet aracılığıyla etkilemek de güzel de her söylenen söz söyleyeni bağlıyor gerisi farklı işliyor ülkemde.

Anlaşılmasını istediğiniz sözü söylüyorsunuz, halk anlamasın diye de işi zorlaştırıyorsunuz.

En büyük yetim hakkından biri de işte budur.

Halkı sözle kandırmak. Hak almak. Hak yemek.

*

Mesele doğmuşsa, çözümü beklenir.

Ses duyuyorsanız ses ile karşılık verilir.

Duyan, okuyan, söyleyen, yazan sorumludur.

Halkla iç içe olmak büyük sorumluluktur.

Çünkü insan hayatı değerlidir.

Siz siyasiler kavga edeceğinize sorumluluklarınızı gözden geçirmelisiniz.

Halk söylenenlerin neye mal olduğunu bilir. "Neyi niçin" dile getirildiğini bilir.

Çabayı da bilir, ‘yetim hakkı yenmesini’ de bilir.

*

Bu ülkede yüklendiğiniz bir sorumluluk varsa artık yapılagelmesi için var gücünüzle çalışmalısınız.

İnandığınız için. Zihinlerin açılımı için. Birlikte bir çözüm yolu bulabilmek için çalışmalısınız.

Ülke için bir çıkış yolunu bulup, güçlenmek için çalışmalısınız.

Her geçen gün haksızlıkların, sahtekârlıkların ortaya çıkması onurunuzu zedelemiyor mu?

Kendinizi ve düşüncelerinizi, eylemlerinizi oluştururken yalan, riya üstüne kurmak sizi zedelemiyor mu?

*

Peki, ne yapıyorsunuz? Neye çabalıyorsunuz?

Hakkaniyete niçin riayet etmiyorsunuz? Söylediklerinizde nerede o hakkaniyet?

Her şeyin yerinde bulunmasını niçin gözetmeye çalışmıyorsunuz?

Buna riayet etmeyenlerin tutumlarını neden görmezden geliyorsunuz?

*

Ülkemiz için bu yolda yürümeyi sorumluluk gereği sayanlar neden sessiz?

Türkiye'de yaşayanlar olarak yakın ve uzak geçmişte olan bitenlerden, başımıza örülenlerden, oluşturulan olaylardan haberdar olmalıyız.

Telkinler altında kalmamalıyız.

Gücümüzü bilmeli ve yerli yerine kararlar ile kendimizi harcatmamalıyız.

*

Türk kukla değildir.

Ve asla olamaz.

Laf ebeliği yaparak yetim hakkı artık yemeyin, yemeyin, yemeyin...

Dip notlar;
 

Kibir...

Mahatma Gandi Londra'da hukuk okurken Peters soyadlı, kotü niyetli ve kibirli bir hocası vardı. Gandhi onunla her karşılaştığında hiç̧ boyun eğmedi, hep dik durdu ona yanıt verirken. Bir gün Peters üniversite kantininde bir şeyler atıştırırken Gandi tepsisini alıp yanına oturdu. Hocası kibirli bir ifadeyle şöyle dedi: - "Gandi, anlamıyor musun? Hiçbir zaman bir domuz ve bir kuş yan yana oturamaz."

Gandi "Sakin olun hocam, ben uçuyorum öyleyse!" deyip bir başka masaya geçti.

Profesör Peters öğrencisinin kendisini domuz yerine koymasına çok içerledi. Bunun acısını çıkarmak amacıyla yapacağı sınavda ona bir ders vermek istedi ama Gandi soruların hepsini doğru cevapladı. Sıra can alıcı soruya gelmişti. - "Gandi, yolda yürürken iki çanta görüyorsun, biri akıl diğeri para dolu. Hangisini alırdın?"

Gandi hiç̧ tereddüt etmeden su yanıtı verdi:

- Para olanı hocam!

- “Ben, senin yerinde olsam diğerini alırdım. Sence de öyle olması gerekmez mi?” dedi hocası.

Gandi'nin yanıtı şu oldu:

- “Herkes ihtiyacı olanı alır!” Profesör öyle kızmıştı ki sınav kâğıdına "APTAL" yazıp Gandi' ye kâğıdı uzattı. Gandi bir yere oturup birkaç̧ dakika düşündükten sonra profesöre dönüp şunları söyledi: "Kâğıda imzanızı atmışsınız ama bana bir not vermemişsiniz!"

Uçurum...

Ülkemizde geçmişte ve şu anda da bazılarının söyledikleri ile yaptıkları arasında uçurumlar var. Dağlar kadar büyük engebeler var. Olabilir. Ancak uyan ve bu haller seni hayal kırıklığına uğratmasın. Toplumu büyük yara alarak etkilese de bu onların seçimi.

Bu nedenle sen yargılama lüksünü elinde tutarak değil gerçekleri bilerek ilerle.

Senin görevin önce kendini bilerek kendi uçurumunu kapatman ardından da hangi alanda olursa olsun gelişmişliğe, özgürlüğe kapı aralamadır. Vicdanı hür olmandır.

Yalnızca kendi iradesini kabul edip başkalarının özgür iradesini dışlamamandır.

Sadece kendi görüşüne tutunmak dayatmadır. Despotluktur. Demokrasi dışıdır.

Bu nedenle değişim içeriden hür irade ile vicdan ile demokrasi ile olur.

Ne mutlu vicdanı hür, yaşamı hür olabilenlere.
 

Mutlu kalın...

Fıkra;

Karadeniz kadınının inek beslediğini ve ineğini çok sevdiğini herkes bilir.
Temel’in eşi Fadime de inek hastasıdır. Bir akşam üzeri ahıra inip ineklerine yal verdiği sırada eve gelen Temel, mutfaktan seslenir:
-Kuuz Fadimcce!… Çabuk sofrayi kur! Çok aç oldum.
Fadime ahırdan doğru yanıt verir:

 – Görmeyi misin haburda işim var. Sığırlara yal veriyrım. Sen sığırlardan becit misun? Otur da bekle!
 

Günün sözü;

Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir... Che Guevara

Yorumlar