15.10.2017, 07:38

Yetinemeyen insanlık…

Yetinemeyen insanlık…

 

İnsan…

Yüzyıllar boyu her türlü hastalık, savaş ve yoklukla uğraştı.

Sonrasında kazandığı tüm getiri yetinememek oldu.

Yetinemeyen insanlık adına çok şey var yazılacak.

Dillendirilecek.

Çağımızda 4-5 kişilik yemek yiyen tek insan artık nerede ise doymak bilmeyen açgözlülüğün kurbanı. Bu kurbanlık rol uzun yıllar önce ilmek ilmek işlendi.

Ve şimdi günümüzde insan artık doymak bilmeyen, tüketici bir varlık haline geldi.

*

Oysaki olumsuzluklar kıymeti daha çok arttırabilmeli iken, tam tersi oldu ki, kaynakları bir bir tüketen ve yerine koyamayan insanlık zenginlik -yoksulluk ikileminin tam ortasında kaldı.

Zengin tam zengin.

Yoksul tam yoksul.

Az ile yetinen ile yetinmeyen farkı daha çok arttı.

Ülkeler bazında bu yönde hırslar gelişti ve sömüren ile sömürülen diye iki ülke biçimi ortaya çıktı.

*

Artık sessiz sedasız bu dünyadan ayrılan insan ile, aç gözlü, hırslı, kendi ırkını katleden bir insan var ortada.

Günümüzde çeşitli hastalıklara maruz kalmakta ve sağlığını kaybetmekte olan insanoğlu eşikte.

Son yıllarda hazır gıdaların tüketilmesi nedeniyle çok genç yaşlarda görülen hastalıkların başında obezite ve diyabet başı çekiyor ki bu eşiğin ilk başı.

Kalp krizleri, yüksek tansiyonlar çoğaldıkça çoğaldı.

Ve bundan getirim kazananlar arttıkça arttı.

*

 Büyükannem anlatırdı zamanında mahallelerinde bir televizyon varmış komşular toplanır bazı geceler hem ziyaret hem de televizyon izlemeye gelirlermiş. Diğerleri ise gıptada.

Hem var olanı gıptada. Hem de izlediklerini gıptada.

Şimdi o gıptalar büyüdü büyüdü ve büyüdü.

Her kişinin evinde olan televizyon kültürü zehirlemeye geçti.

*

 

Zamanında can sıkılacak bir şey olmaz iken şimdi evlerde 3-5 televizyon ile interneti, akıllı telefonu, tableti, bilgisayarı ile canlar sıkılmada.

Neden?

Kalpler yetinmediğinden.

Anlık mutlulukların mutsuzluklara kapı açması yüzünden.

Yetinmeyen insanlık yüzünden.

Kaybedilen duyluların yerine geçmez ki var olan teknoloji.

Görün ki; çocuklar artık bilgisayardan başka bir şey ile vakit geçiremez oldu.

Hepimiz, her birey, çoluk çocuk teknolojinin kölesi olduk.

Yetinemeyen insanlık daha birçok şeyi zamanla yok edip gidecek.

*

Bilmeliyiz ki!

Ne kadar elde edersen o kadar yetinmezsin.

Elde ettiğin her şey sana o anlık mutluluk verir. Haz verir. Sonrasında hırsın verdiği o coşkunun ardından mutsuzluk kalır.

İşte insanlık bu nedenle mutsuz.

Hırslarının toplamı onları mutsuz eden.

Anlık mutluluk ve anlık hazlar hep daha iyisi, hep daha fazlası, hep bana hep bana diye çırpınmalar sonumuzu hazırlıyor.

*


Varımızı yoğumuzu, her şeyimizi ve en önemlisi mutluluğumuzu harcıyoruz zamanın içinde hırslarla.

Kazandıkça, kazanma hırsı, az ise çok olmalı hırsı, var olanın en iyisi olsun hırsı, daha fazlası için kontrolünü kaybedenlerin seçimidir.

İnsanlık azla yetinmeyi bildiğinde veya yetinmemenin dar ölçüsünü kaçırmadığında sorunları yok edebilir.

Biz insanoğlu ne yazık ki bazen durmamız gereken yeri bilmiyoruz…

Aldırış etmiyoruz…

Ağır sonuçları düşünemiyoruz…

Ve en önemlisi ders almıyoruz…

*

 

Kısa süreli mutluluklar, hazlar, heyecanlar, meraklar sonu gelmez bir hırsa bizi götürüyor.

Bu arzular neticesinde medeniyetin, teknolojinin de sonu savaşlarla örülüyor.

Hayatta hep daha iyisini ve daha fazlasını isteyen insan artık bencil.

Kim daha güçlü, hırsı ise yıkıcı.

Araba ise daha iyisi, telefon ise daha yenisi, ev ise daha büyüyü, eşya ise daha gösterişlisi, ülke ise daha yıkıcısı diye sıralarsak daha uzar gider bu düzen.

*

 

İşin en acı yanı bu düzeni yaratanların olması.

Zor duruma düşenden faydalananlar var...

Köleleştirenler var...

Mahkûm edenler var…

Her insan elindekini arttırıp sonra alanlar var…

Bağımlı yapanlar var…

 

İşte bu nedenle insanlık şimdilerde şu durumda ki dünyayı tüketse, aya gider, ayı da bitirir, tüketir, Her şeyden sıkılan insan her zaman bilin ki gözünü başka şeylere diker. Bir insanoğluna dünyayı versen doymaz. İşte bu durumdayız.

Galiba bizler evrenin virüsüyüz.

*

 

‘Yeryüzünde bütün ızdıraplar, aza kanaat etmemekten doğar’. Demiş Firdevs’i.

İyi demiş görün dünyamızın halini.

Ve son söz; “Az malın şükrünü eda etmek, çok malın şükrünü eda etmekten daha kolaydır” , ‘Gerçek zenginlik, mal çokluğu değil, gönül tokluğudur.’ ‘Kanaat bitmez, tükenmez bir hazinedir’ Diyen bir Peygamberimiz var.  ‘Kanaat etmekten hiç kimse ölmemiştir. Hırs besleyerek hiç kimse padişah olmamıştır. ‘diyen Mevlana’mız var. ‘Ey aşk! Sen öyle bir kişisin ki, dünya tokları, senin vuslatının açlarıdır.’ Diyen Şems-i Tebrizi’ miz var.

Örnek çok.

 

 

 

Dip notlar;

 

Kısadan hisseler; ‘Elindekilerle yetinmek’...

 

“Zamanın birinde bir kasabada dünyalar güzeli bir kız yaşarmış. Bu kız öyle güzelmiş ki, çok uzak şehirlerden ve ülkelerden çok zenginler, asiller, yakışıklı gençler onu görmeye gelirmiş. Kendisi ile evlenmek isteyen nice prensi nice şövalyeyi reddeden güzel kız kimseleri beğenmezmiş. Aynı kasabadan bir genç kıza âşık olmuş ve istemiş. Ama kız onu da reddetmiş. Aradan uzun yıllar sonunda genç evlenmiş kasabadan ayrılmış.

Bir gün yolu bir zamanlar yaşadığı kasabaya düşmüş. Orada tanıdık birine rastladığında aklına âşık olduğu dünyalar güzeli kız gelmiş ve ona ne olduğunu sormuş.  Yaşlı adam önünde gül bahçesi olan bir evi göstererek kızın evlendiğini söylemiş. Genç herkesi reddetmiş olan kızın kocasını pek merak etmiş. Bir gün gizlenip kocasını evden çıkarken görmüş. Kızın kocası zengin olmayan, şişman, kel ve çirkin mi çirkin bir adammış. Genç adam kocası gittikten sonra evin kapısını çalmış. Kız kapıyı açınca kendini tanıtmış ve neden böyle bir adamla evlendiğini sormuş. Kız ona arkasındaki gül bahçesinden en güzel gülü koparıp getirirse cevap vereceğini bu arada tek şartının bahçede ilerlerken geriye dönmemesinin olduğunu söylemiş. Adam da bunun üzerine yüzlerce güzel gülün olduğu bahçede yürürken çok güzel sarı bir gül görmüş. Tam ona doğru eğilirken biraz ilerde kocaman pembe bir gül çarpmış gözüne. Tam ona uzanırken daha ilerde muhteşem güzellikte kırmızı bir gül goncası görmüş. Derken bir de bakmış bahçenin sonuna gelmiş ve mecburen orada ki bir gül koparıp kıza götürmüş. Bahçenin en güzel gülünü getirmesini beklerken kız bir de ne görsün yaprakları solmuş cılız bir gül.

Bunun üzerine adama dönen kız şöyle demiş; “Bak gördün mü? Her zaman daha iyisini bulmak isterken ömür geçer ve sen en kötüsüne razı olmak zorunda kalırsın. Elindekiyle yetinebilmeyi öğrenmek gerekir.”

 

Ders alana çok şey anlatır bu kıssalar.

İşte dünyanın hali.

Yetinen yok.

Hep isteyen, hep tüketen insanoğlu var.

 

 

Atalar ne demiş;

 

Zamanında görmüşler ve söylemişler…

-“Aç otur da dilenciliğe alışma.”

-“Bir abam var atarım, nerede olsa yatarım”

-“Gönül attan inersin, eşeğe binersin; onu da bulamazsan yaya gidersin.”

-“Kalendere kış geliyor demişler, titremeye hazırım demiş.”

-“Tencerede pişirir kapağında yer”

-“Elindekiyle yetinmeyen, elde edeceğiyle de yetinemez.”

-“Alıcı kuşun ömrü az olur.”

-“Az olsun, öz olsun.”

-“Aza kanaat etmeyen çoğu hiç bulamaz.”

-“Azıcık aşım, ağrısız başım.”

-“Çoğu zarar, azı karar.”

-“Çifte kılıç kına sınmaz.”

-“Yanık olur eski sacın yufkası, yırtık olur tamahkârın çuhası.”

 

Mutlu kalın…

 

Fıkra;

Temel bir gün yolda gidiyormuş.

Ayağı bir şişe ya takılmış ve şişeden bir cin çıkmış.

Cin ” Dile benden ne dilersen! ” demiş.

Temel’ de : -Özür dileyrum daa demuş.

 

Günün sözü;

‘Elinde olandan memnun ol, insan her şeyde birinci olamaz’. İnsanlar bütün arzularına nail oldukları zaman mutlu olamazlar’. Aesop

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@