19.04.2020, 21:05

Yok et! Var et!

Sen insanoğlu her şeyi bencilliğinle yok etmedin mi?

Ve etmeye devam etmiyor musun?

Kendine gel!

*

Gereksiz onca şey sende gizli değil mi?

Gereksiz onca eşya sende saklı değil mi?

Gereksiz onca alışkanlık edinmedin mi?

Kendine gel!

*

Ve şimdi kendine gel!

Toparlan!

Ve hayata devam et!

Devam ettiğin hayat içinde saklı duran sadece sen değilsin. Senin gibi binlercesi var.

Bencilliğin seni buralara kadar getirdi.

Artık dur demek zamanı geldi ve dur demek senin için bu kadar mı zor?

Olmamalı.

Bu kadar zor olmamalı.

*

Uzun bir süredir zaten giymediğin elbiselerini giyemedin, haftalardır sadece dolabında asılı kaldılar.

Bir pijama yetti.

O süslü ayakkabılarını evinde kullanamadın.

Bir terlik yetti.

Ve görmedin mi ne kadar da değersiz imiş gereksiz her bir şey hayatında?

*

Kullanmadığın eşyaları hala saklıyor musun?

Saklama.

Kullan.

Doyasıya kullan.

Sana bunu bir hastalık öğretti.

Aniden sakladıkların gözünde bir hiç olabiliyormuş meğerse.

*

Ya kendi içinde yaşadığın hayal kırıklıklarını nerelere sakladın?

Affedemedin kimseyi.

Hep öfke kustun.

Nefret ektin.

Gördün mü düşman diye adlettiğini bile özler oldun?

İki çift laf bile değerlendi senin için.

Karşılıklı içilen bir kahve ne kadar da güzelmiş meğerse.

*

Ah karantina günleri...

Neler öğrettin bu zavallı insanoğluna.

Ancak öğretebildiklerine tabi ki.

Öğrenemeyen ise sınıfta kaldı. Ve kalacak da üstelik.

Eğer ki bu günler kimseye bir şey öğretemedi ise bir daha da zor öğrenilir hakikat.

*

Gücenmelerini unut.

Korkuları unut.

Üzüntülerini unut.

Biriktirme alışkanlığını unut.

Ne mi var elinde?

Aslında bir hiç.

Koca bir hiç. Anı yaşamak dışında.

*

Bir sürü boş alışkanlığından vazgeçmek zor mu?

Nefes alamayanları hatırla.

Çünkü bunu yaparak sana verilen kendi zenginliğini gör.

Yeni dünyaya açıl.

Orada yanında ki hazinen, ‘paylaşmak, sevmek, yardımlaşmak’ olmalı.

*

Neden  karşı geliyorsun!

Gelme!

Hayatına yeni şeylerin girmesini küçümseme.

Yer aç onlara.

Bolluk da bir anlık, darlık da bir anlık. Ancak gönülden paylaşım daima.

Lütfen kendin için önce onlara yer aç.

*

Bolluğun sana gelmesi senin paylaşmanla mümkün.

Hayatında sana eşlik edenleri düşün ve aslında götürebildiğin tek şeyin ‘güzellikler, sevgi ve ihtiyacı olanlara verebileceğin şeyler’ olduğunu gör.

İşe yaramayan her şeyden kurtul.

*

Yeni fırsatlar verildi sana.

Boşalt eskiyi ve dolabında yeniye yer aç.

Bir yığın kullanmadığın duygun var kalbinde.

Biriktirdiğin nefretlerin.

Sal gitsin.

Eşyaların var biriktirdiğin.

Ve onlar seni değiştirdi.

Engelledi.

Şimdi, hayatta ilerlemeni engelleyen tüm biriktirdiklerini yolla gitsin.

Alışkanlıklarını bile.

*

Ve tüm arzularını hayatına çek. Ancak gücün sende olduğunu da bil.

Unutma!

Maddi ve manevi tüm varlıklarını biriktirdin.

Düşünmedin. Hep bencildin.

Şimdi değişim zamanı.

Artık yok etme!

Var et!

*

Darda kalmazsın korkma.

Geleceğe güven.

Sen zaten yeniye layıksın unutma!

Her şeyden kendini özgür bırak!

Ve kendini mutlu et!

Yok et ve var et!

Dip notlar;

Kıssadan hisse...

Karar vermek için çok erken...

Köyün birinde bir yaşlı adam varmış. Çok fakirmiş ama kral bile onu kıskanırmış. Dillere destan bir beyaz atı varmış, Kral bu at için ihtiyara büyük bir servet teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış.
“Bu at, sadece bir at de
ğil benim için; bir dost. İnsan dostunu satar mı?” demiş. Bir sabah kalkmışlar ki, at yok.
Köylü ihtiyarın başına toplanmış: “Seni ihtiyar bunak, bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.

İhtiyar: “Karar vermek için acele etmeyin” demiş. “Sadece at kayıp” deyin, “Çünkü gerçek bu. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı?
Bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.”

Köylüler ihtiyara kahkahalarla gülmüşler. Aradan 15 gün geçmiş ve at bir gece ansızın dönmüş.
Me
ğer çalınmamış, dağlara gitmiş. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş. Bunu gören köylüler toplanıp ihtiyara gidip özür dilemişler. “Babalık” demişler, “Sen haklı çıktın. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için, şimdi bir at sürün var.”

“Karar vermek için gene acele ediyorsunuz” demiş ihtiyar. “Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz.”

Köylüler bu defa açıkça ihtiyarla dalga geçmemişler ancak içlerinden “Bu ihtiyar sahiden saf” diye geçirmişler.
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini sağlayan oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara. “Bir kez daha haklı çıktın” demişler. “Bu atlar yüzünden tek oğlun, bacağını uzun süre kullanamayacak.
Oysa sana bakacak başkası da yok. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın” demişler. İhtiyar “Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz” diye cevap vermiş.

“O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu. Ötesi sizin verdiğiniz karar. Ama acaba ne kadar doğru. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağını asla bilemezsiniz”

Birkaç hafta sonra düşmanlar hanedanlığa çok büyük bir ordu ile saldırmış.
Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere gönderme emrini vermiş. Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar.
Köyü matem sarm
ış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya da esir düşeceğini herkes biliyormuş.

Köylüler, gene ihtiyara gelmişler. “Gene haklı olduğun kanıtlandı” demişler. “Oğlunun bacağı kırık ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler, belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer…”

“Siz erken karar vermeye devam edin” demiş, ihtiyar. “Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor.”

Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatle tamamlamış:
“Acele karar vermeyin. Hayat
ın küçük bir dilimine bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar; aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl, insanı daima karara zorlar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz.

(Lao Tzu)

Su tüketimi...

 “İsraf boyutunu alan su tüketimi karşısında su sıkıntısı kaçınılmaz mı olacak?

Evet...

Hava sıcaklığı her geçen gün artarken hijyene ek olarak su tüketimi de buna paralel daha da artacak. Bu nedenle aşırı derecede kullanılan ve israf boyutunu alan su tüketimi yaptığımızda önümüzde ki aylarda su sıkıntısı çekebiliriz. Korona virüs salgınından korunmanın en etkili yollarından biri hijyen koşullarını sağlamak evet haklısınız ancak bugünlerde bir damla su bile kıymetli. Çünkü önümüzde susuz bir yaz olabilir.

Aman dikkat!

Mutlu kalın...

Fıkra;

Temel’in eşi Fadime hastalanır ve tüm tedavilere karşın bir türlü iyi olmaz.

Son çare olarak da ilçeye yeni gelen doktora gidilir.

Doktor, Temel’e hastasının nesi var, nesi yok diye sorular sorduktan sonra hastası Fadime’ye;

 – Şu paravanın arkasına geç, soyun. İyi bir muayene yapmam gerek. deyip dışarı çıkar.
Fadime, “Soyun!” emri karşısında şaşkındır.

Orada bulunan kocası Temel’e dert yanar:

 – Toktor baa soyin deyü… Teli midur, nedur?
Temel: – Cahil kadun… O seni muayene edecek, soyin…
Fadime, paravan
ın arkasına geçer ve soyunmadan beklemeye başlar.

Biraz sonra doktor gelir.

– Hala soyunmadınız mı? Lütfen soyunun artık.
Hasta Fadime:

 – Toktor bey, ben utanıyım, önce sen soyun daa.

Günün sözü;

Hayat bir uykudur; ölünce uyanır insan.
Sen erken davran, ölmeden önce uyan. (Hz. Mevlâna)

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@