22.08.2015, 21:00

Yollar kesilir...

"Büyüdüğüm zaman kocaman bir at çiftliğim olacak" dedi okulda öğretmenin verdiği "Büyüdüğünüz zaman ne olmak istiyorsunuz?" ödevine onbeş yaşlarındaki Monty…

Hatta ödevine bu düşünü sadece yazmakla yetinmedi, çiftlikte yapılması gereken binaların çizimlerini de ekledi. Çiftliğinin orta yerinde yapmayı düşlediği bin metrekarelik kocaman bir evin plânını da...

*

Zaman geldi ödevler notlarıyla geri dağıtıldı ve Monty'nin yüzü asıldı.

Çünkü kâğıdın tepesinde kocaman bir sıfır vardı. 

Ve sıfırın yanında da bir not;

-Dersten sonra öğretmenler odasına gel. Seninle görüşmek istiyorum. 
Monty, sordu öğretmenine,

-Niçin sıfır verdiniz?
-"Çünkü sen, büyüdüğün zaman ne olmak istediğini yazmak yerine, saçma sapan düşler yazmışsın" dedi.

"Çocuksu düşlerini nasıl gerçekleştirebileceğini hiç düşünmedin mi?

Bir at çiftliği kurmanın kaça mal olacağını hiç aklına getirmedin mi?

Çok fakir bir ailenin çocuğu olduğunu bilmiyor musun?" dedi ve Monty'ye bir hak daha tanıdı: 
"Haydi şimdi eve git ve aynı konuda yeni bir kompozisyon yaz." dedi. 
"Yine öyle saçma sapan düşlere dalma da sana sıfır yerine doğru dürüst bir not vereyim" 

 

*

Monty evde, babasından yardım istedi. 
"Kusura bakma, sana yardım edemem yavrum" dedi babası. 
"Bu öyle bir konu ki, tümüyle seni ve senin geleceğini ilgilendiriyor. Kararını sen kendin vermelisin.

Monty kararını o gece verdi. Yeni bir ödev yazmadı, ertesi gün öğretmene ayni ödev kâğıdını getirdi. "Bana verdiğiniz sıfırı not defterinize rahatlıkla geçirebilirsiniz öğretmenim" dedi. 
"Ben notumun değişmesi uğruna düşümü, idealimi değiştirmeyeceğim..." 


*

Gün geldi Monty, bir konuşmada şunu söyledi karşısındaki meraklı gözlere...

"Size bu anımı neden anlattığımı da söyleyeyim" dedi."Çünkü şu anda tümünüz, benim 300 dönümlük at çiftliğimin orta yerindeki bin metrekarelik evimde bulunuyorsunuz. Şimdi başınızı lütfen şöminenin üstünde duran şu çerçeveye çevirin ve çerçevenin içine bakın. Sıfır not aldığım kompozisyon ödevimi göreceksiniz orada" 
Monty bunları söyledikten sonra, o akşamki konuklarına bir de öğüt verdi: 
"Hiç kimseye, düşlerinizi küçümseme fırsatı tanımayın, kim ne derse desin siz sadece yüreğinizin sesine kulak verin"

*

Derin izleri derin zamanlarda yaşarsınız...

Ve her an düşlerinizin peşinde koşarsınız, ancak hep yapamamanın verdiği eziklikle o düşleri siler, yerine size ekilen ancak sizin istemediğiniz yaşamları yaşarsınız...

İşte mutsuzluk budur...

Ruhsal yorgunluk budur...

Keyifsizlik, isteksizlik budur.

Zevk alma enerjiniz bitmiş her şeye tepkisizsinizdir artık. Ya da tam tersi sinirlilik ve stres tavandadır.

Sorumluluklarınızı elinizin tersiyle itersiniz. Güven duygunuz ise rafa kalkmıştır. Bir işkence içinde tırmanır gidersiniz. Gizli depresyon hali dediğimiz her hal ile hâllenirsiniz.

*

İstersin ki o an zaman dursun, hayat dursun ki, mutsuzluk da gitsin, derin düşünce de gitsin, endişeleriniz de gitsin...

Ancak beceremezsiniz.

Çünkü bitkinsinizdir...

Yorgunsunuzdur...

Bezmişsinizdir...

Nerede şimdi hayallerdeki o yaşam?

Nerede düşler?

Rafa kalkmış istekler?

Hepsi tozlu raflardaki kitaplar gibi yerini aldı bilinmezliğe gider durur...

*

Nasıl hayal kuracak küçük bebeler?

Kendilerine biçilen bir yaşam var zaten...

Nasıl hayal kuracak geleceği anneler babalar ile belirlenen gençler?

Zaten okulları belirlenmişken, yapacakları işler tasarlanmışken?

Şehit haberleri üçer beşer sürekli vicdanları dağlarken peki aileler nasıl bir düş kuracak?

Atılan silahla mı şekillenecek düşler?

Engellenen ve engellenecek genç beyinler, sevdalı olduğu düşünü bile açıklayamazken hayat akıp akıp gider ve yollar kesilir...

Hep yollar kesilmiyor mu zaten?

 

Dip notlar;

 

Ülkemin düşü...

 

Şimdilerde araçlar yakılıyor, yollar kesiliyor, güzellik yok, bombalar atılıyor, ekonomi bozuk, işsizlik malum...

Nasıl düş kurarız?

Neyi düşünür, neyi yapmak isteriz?

Duyduğumuz, gördüğümüz tek şey kaos iken, düşümüz nerede gizlenir ki?

İçimizde kalır...

İşte o köşkte hep sevgi vardır, umut vardır ki kaos bitsin de gelsin...

Düşümüz barış ki bizim...

Sevdamız aşk ki...

Refah ki, isteğimiz komşumuza, kendimize...

Güzellik ki, bizi sevmeyene dahi sunacağımız...

O sırça köşkümüzde bir ‘ben’ iyi olayım diye çırpınmayız biz, o sırça köşkümüze her daim ‘biz’ iyi olalım diye çırpınırız...

Biz demokrasiye inananlar olarak biliriz ki, kültürümüz kendimizde, çözümümüz kendimizde...

Ve biz demokrasiye gönül verenler olarak biliriz ki, sevgimiz her elin üstünde...

 

Karavana...

 

Bir filozof kırda tek başına giderken uzaktan acemi ve cahil bir okçu gördü. Oku hedefe nişanlıyor ama hep karavana atıyordu. Filozof oka hedef olmaktan korktuğu için gidip okçunun hedefine oturdu ve "Buradan daha emin bir yer olamaz. Çünkü okun hedefini bulmayacağından eminim!" dedi.

Acemilerle, hedefsizlerle çevriliyiz...

Hedef nedir, nerede, nasıldır? diye sorgulamalar ile avunmayalım...

Okun hedefi karavana aman...

 

Fıkra:

Bir politikacı, seyahat için trene binmeyi tercih etmiş, bir kompartımana girmiş. Ortalık gayet sakin. Karşısında dergi okuyan birisi var.
Adamın elindeki dergiye bakmış "Time" yazılı. "Tamamdır!" diye geçirmiş içinden. Adamın İngilizce bildiğinden girmiş ve: 
"Efendim," demiş. "Ne güzel, İngilizce dergi okuyorsunuz." 
"Vıy!" 
"Ooo, aynı zamanda Fransızca da var." 
"Si!" 
"Harika! Bir şeyim beyim. İtalyancaya da vakıfsınız." 
"Yah!" 
"Bu ne kültür efendim. Almanca da biliyorsunuz." 
"Da!" 
"Efendim pes doğrusu, Rusça da biliyorsunuz." 
"Yes!" 
"Beyefendi yoksa siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?" 
"Evet!"

 

Günün sözü;

“Bir halkın iniltileri arasında keyif sürmek krallık değil, zindan bekçiliğidir” ...Goethe

 

 

 

 

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@