Uğur Şimdi'nin 14 Haziran 2022 tarihli Yenigün Gazetesi'ndeki köşe yazısıdır.

İnsanoğlu, tarih boyunca sosyal yaşamın içinde ihtiyaç duyduğu mekanizmaları yönetme sürecini geliştirdi. Bugün iki ve daha fazla kişinin birlikte, belirli bir amaç ve hedefe hizmet ettiği her alanda bu yönetimsel gereklilik hali mevcuttur. Bir esnaf, dükkân, okul, aile veya ticari işletmeyi örnek olarak verebiliriz. İşletmelerin edindiği misyon ve kendi bakış açılarını belirten vizyonları doğrultusunda, belirli bir çabanın karşılığı hizmet veya ürün olarak sunulmaktadır. Tabii ki bu yönetim süreçlerinin etkin ve sorunsuz yaşayabilmesi için belirli bir sistematiğe ihtiyaç vardır. Burada hem ilişkileri hem yapılan işleri düzenleyen kurallardan bahsetmek gerekir. Kimin hangi işi, kimlerle, nasıl yapacağına ilişkin kuralların yer alması elzemdir. Ayrıca, değişen şartlar ve gelişim gereksinimlerine göre de bu kuralların sisteme uyum sağlama açısından geliştirilmesi şarttır.

Yönetim sistemleri mevcut rol ve görevlerin yanında, edinilen sorumluluk ve yetki çerçevesini de belirler. Yönetim süreçlerinin verimliliğini değerlendirmek, birçok farklı parite üzerinde analizler yapmayı gerektirir. Bu da yeniden iyileştirmeler için bize bir başlangıç noktası belirlememizi sağlar. Yönetim sistemleri ile ilgili bu çıkarımlarımı, ‏ mevcut düzende yaşadığımız ancak ifade etme konusunda çok da cesur davranmadığımız sorunlar üzerinde birleştireceğim. Gerek iş gerekse sosyal alanda, özellikle kurallı bir yaşama adapte olamama noktasında belirli sorunlar yaşıyoruz. Öncelikli kısım rollerin tanımlanmasından başlayabiliriz. Yetki ve sorumluluklar dâhilinde yer alan karakterler arasındaki ilişki pek uyumlu değil. “Şefin sorumlulukları nelerdir?”, “Başkan’ın yetkisi dâhilinde işler nelerdir? “İşyeri hiyerarşisi içinde hangi alanlarda kendimi ifade edebilirim?” soruları örnek olarak verilebilir. Aslında bu soruların tamamı, kurumsal kimliği olan yerlerde belirli kural, yönetmelik ve yönergeler ile açıklanmıştır. Çoğu ticari işletmede de oryantasyon eğitiminde öncelikli konular arasında yer alır. Ancak bizdeki davranış yapısına paralel olarak gelişmeyen kısım ise bu konuda kendimize özgü esnek duruşumuzdur. Yani bir işletmede görevi şoför olan kişi, muhasebe sorumlusunun olmadığı zamanlarda fatura kesiyorsa; hastanede portör olarak çalışan kişi, kanal yolu açıp serum takıyorsa, bunun bir yetenek olduğunu düşünmekten ziyade, orada yönetimsel bir zafiyet olduğunu anlamak gerekiyor. İlerleyen süreçlerde yapılan işin kalitesizliği, karmaşıklığı ve takip edilmezliği söz konusu olacaktır. Karakterler arasındaki entrikalar da cabası…

Diğer bir konu ise, şüphesiz ki kötü iletişim süreci ile alakalı. Belirlenmiş rollere karşılık etkin ve seviyeli bir iletişim, sistem gerekliliklerini karşılayacaktır. Ana amaç ve hedefi göz ardı etmeden kimlik, etnisite, dini yatkınlık vs. gibi konular üzerinden ön yargı engelli bir iletişimden kaçınmak gerekir. Eğer kişilerin farklı özellikleri ile bütünleyici bir yaklaşım edinilirse, yapılan işten çok bu çıkarımlar üzerinden hassasiyet oluşur. Ayrıca aynı inanç, kültür ve bağlayıcı özellikler de iletişimin doğru gitmesine engeldir. Kendini belirli bir gruba ait hissedenlerin çoğunluğu da verimsizliği beraberinde getirir.

Sonuncu sayılabilecek konu da belirlenmiş roller, etkin iletişim ve devamlı iyileştirmeyi temel alan sorun çözen veya kolaylaştırıcı olamayışımızdır. Sanıyorum en büyük sorunu da bu alanda yaşıyoruz. Bazılarımız da halk tabiri ile “Bizans oyunlarını” kendine usul etmiş durumda. Bu amaçla insan kayırmalar, ikili yaklaşımlar kullanılmaktadır. Bir yanda galibiyetler üzerinden rol çalmalar, diğer yandan başarısızlığı da başkalarına fatura etmeler…

Hayatımızın her alanında kendimizle özleştirmemiz gerektiğini düşündüğüm bir hitabımı iletmek istiyorum. “Bir durumu çözmek için, önce çözümden yana taraf olmak gerekir.” Karşımıza çıkan bariz sorunlara ilişkin, beraber çözüm yerine çözümsüzlüğün bir aktörü olmak durumunda kalıyoruz maalesef, çoğu zaman. Haliyle üretkenlik, etkinlikten ziyade, birbirimiz ile savaşımızı nasıl sürdüreceğimize kafa yoruyoruz. Bunu çözmek için, öncelikle yönetim sistemlerini iyi çalıştırmak, yöntem belirlemek gerekir. Sonrasında nedensiz veya amasız kurallara uymak ve bu konuda tavizsiz emek sarf etmek gerekir. Ana hedef ve amaçtan sapılmadan, kişisel heba ve heveslere kapılmadan, engellemelere karşı yılmadan çalışmaktır çözüm. Okul, ev, işyeri, siyasi parti, sivil toplum örgütleri, kısaca insanın özne olduğu her alanda, önce güçlü bir empati duygusu yaratmaktır.

İşler, iyi ya da kötü bir şekilde yürür. Ancak Victor Hugo’nun da dediği gibi “İyi olmak kolaydır, zor olan adil olmaktır”. Adaleti sağlamak için de yönetimin kurallara olan bağlılığı önemlidir. Yaşanan sorunlara her zaman alternatif çözümler bulunabilir, etkin ve sürekli bir iletişim gücü yaratacak duyarlı bireylerin olması yeterlidir. İşleyişteki zorluklar “Her karışık ve zor işi en kolay ve hızlı yoldan yapabilecek bir tembel bulunur” kurgusu ile giderilebilir. Önemli olan kişilerin yeteneklerinin dışa vurumunu geliştirecek faaliyetler yürütmektir. Sorunlar sizi boğmasın, her başarı ardında ya gözyaşı ya da alın terinin izini bırakır. İş veya toplum için verilen tüm emeklerin karşılığı vardır. Yeter ki halisane bir niyet olsun. Önemli olan başkan, reis, amir, müdür olmak değil; en önemlisi bu toplum ve devlet için hayırlı işler yapmaya vesile olmaktır. Size değer verip görev veren, aynı zamanda takdir eden insanlar illa ki karşınıza çıkacaktır.

Bu haftaki iyi şey; Karşıyaka Evrensel Çocuk Merkezi. Okul çağı çocuklarımızın faydalanabileceği özel bir alan.