27.07.2019, 07:07

Yorulmadık mı?

Hiç yorulmayan var mıdır?
Yoktur.
Ancak son zamanlarda o kadar çok şey yordu ki bizi, her şey yordu, her şey.
Metropol hayatın yoğun temposu yordu.
Gidenler yordu.
Akıp giden hayata tutunamamak çok yordu.
*
Yıllardır içimizi kemiren her şey sıralandı önümüzde.
Bitmek bilmeyen kavgalar.
Dışarıdan gelen tehditler.
İçeriden gelen tehditler.
Etnik köken tartışması, belirsizlikler.
Seçimler, bitmek bilmeyen seçimler.  
Şaibeler. 
Dedikodular.
Hayat pahalılığı, zamlar yordu da yordu.

*
Her gün aldığımız şehit haberleri yordu.
Savaşlar yordu.
En başta düşüncesizler yordu da geçti.
Mülteciler, onların yükleri, sorunlarıi kavgaları yordu. 
Yordu da yordu.
Saymakla bitmez.
*
Tüm bunlara karşı yorulmadan duran var mıdır? 
Gözlemlediğim kadarıyla çevremde ki herkes yorgunluktan şikayetçi.
Siz de yorgunluktan yakınırsınız mutlaka.
Haklısınız da. 
Bilinmezlik içinde çırpınışlar yormaz mi hiç zihninizi, ruhunuzu, bedeninizi?
Bu sitemler, ruhsal yorgunluklar insanlarımızda uzun süredir var.
Ve onun izdüşümleri de bedenlerde var. 

*
Sabahları kalkamıyoruz.
Güne başlayamıyoruz.
Hep depresyon. 
Hep depresyon. 
Kime sorsam ilaç kullanıyor.
Neden yorgunuz? Bundan kim sorumlu?
*
Sıralayalım.
Sorumlu endüstrileşme...
Sorumlu ulaşım...
Sorumlu tüketiciler...
Sorumlu üretmeyenler...
Sorumlu katledenler...
Sorumlu savaş çığırtkanları...
Sorumlu evini sevmeyenler...
Sorumlu güce tapanlar...
Sorumlu paraya tapanlar...
Vs.vs. Daha da çok artar gider.
*
Artan sorumlu kadrosu içinde elbette ‘sabır’diyenler de gün gelir nasibini alır bu payaden.
Ancak, bu aşamalarda önce kendinize dönmeniz en akıl karı yol. 
Sonrasında ise payaden ufak parçalar halinde yararlanacaklara da sıra gelir sıkı sıkı eleştirisel bakış açısında.
*
Önce kendinize sorun.
Yararlı mısınız, çıkarcı mısınız?
Toplumsallaşan sorunların çözümünü isteyen mi?
Çözümlere ket vuran mı?
Güzelliklerinizi kurtarma konusunda ne yapıyorsunuz?
Suçluluk duyuyor musunuz? 
Siz nerede duruyorsunuz?
Kim nerede duruyor? 
*
Sizin duruşunuz önemli. 
Sonrasında ise duruşunu benimsemediklerimize kolay sıra gelir. 
Fakat bir gerçek var ki, bu aşamada dillenmesi şart. 
O gerçek ise şu zamana kadar kimsenin bizi düşünmemesi.
*
Evet.
Düşünmediler.
Hiç düşünmediler, düşündürtmediler. 
Düşünmedik.
Düşünemeyiz.
Bu nedenle de, sürekli bir kirletme içindeyiz.
*
Önce algımızı kirlettiler.
Ve bahsettiğim algımız hardal tanesi kadar kaldı elimizde. 
Ne ileri, ne geri. 
Orta noktada takılı kaldık.
Sıçrama yapmamız için gelişecek algı değiştirildi.
*
Sonra suçluları kanıksadık.
Sorgulamadık.
Söyledik. Sonra kanıksadık. 
Ardından kanıksadıklarımzı baş tacı yaptık.
Sonra baş tacı yaptıklarımızn kusurlarını örttük.
Örttüğümüz kusurlar bizi bulana dek bu böyle devam etti.
Sonra, ne zaman iğnenin ucu bize batmaya başladı, işte o zaman kusurlar göze batmaya başladı.
Battı, battı.
Gördük ki, sakladıklarımız er geç ortaya çıkabiliyormuş.
*
Sonra, kanıksadıklarımız bir bir yeryüzünde farklı bir yere oturdu.
Biraz da olsa gözlerimizi araladık.
Araladığımız o gözlerden gerçek ışık yavaş yavaş içeri sızar oldu. 
Olsun, yavaş sızdı ama ona da razıydık.
*
İçeri sızan ışık size artık sizi bildirir.
Az da olsa o size ayna olur.
İşte o aynada görürsün ki, tüm sorumlular içinde sende varmışsın.
‘Sorumlu sensin sen’ diyen bir iç ses artık sana doğru yönü gösterebilir.
*
Bil sorumlu sensin önce.
Sensin sen.
Kendini kabulden sonra ise ok zaten gider menzilinde sahibini bulur...
O ok hakkın okudur.
Yaydan çıkar ve sahibine geri döner.
Sorumlular er geç o yayın ve okun menzilindedirler.
Zaten hiç çıkmamışlardı ki.
*
Ancak, işte tüm bu hengamede en geçerli gerçeği de anlamış olduk. 
Yorulduk.
Ey gönül!
Yorulmadık mı? Evet yorulduk.
Yorulduk canlarım yorulduk da, nereye kadar sürecek bu böyle söyleyin.
Bitmeli artık bitmeli.
*
O zaman ‘canlanma’ vakti.
‘Derlenme’, ‘toparlanma’ vakti.
O zaman ‘bir’ ile ‘birlik’ içinde, ‘er’ ile ‘erlik’ içinde ‘hür’ olma vakti...
O zaman biz diriyiz vakti...

Dip notlar;

‘İnsanız Ayıbı Yok’...
Yalanlamak ve reddetmek için okuma!
İnanmak ve her şeyi kabullenmek için de okuma!
Konuşmak ve nutuk çekmek için de okuma!
Tartmak, kıyaslamak ve düşünmek için oku! Der Francis Bacon...
İşte okunası bir kitap.
‘İnsanız Ayıbı Yok’. Aret Vartanyan.

Yaşamak öyle basit mi?
Hayata tutunmak gerek.
Büyümek gerek.
Bütün olmak gerek.

Beden yorgunluğunun çaresi...

Ruhsal yıkımların etkisi bedenedir. 
Ve gördüm ki yorgunluk o kadar da hafife alınacak bir hal değilmiş.
Yorgunluğu, ‘kişinin sürekli yaptığı aktiviteleri yapamıyor olduğu an’ diye ifade edebiliriz ki, karşımıza fiziksel ve zihinsel yorugunluk olarak çıkar sonuç.
Fiziksel yorgunluk; aktivitemiz azalır.
Zihinsel yorgunluk ise; uyku hali, unutkanlık, konsantrasyon bozukluğumuz artar.
‘Kronik yorgunluk sendromu’ adı. Son dönemde adı sıkça anılıyor.
Dinlenmekle dahi geçmiyor.
Aslında altında yatan bir sürü sebepler var.
Kanser, kalp, kansızlık, tiroid, depresyon gibi önemli hastalıkların ilk belirtisi olan 
yorgunluk hissinin nedeni, virüsler, beslenme bozukluğu, endokrin bozukluğu veya savunma sistemi bozukluğu, gerginlik, stres olabilir.
Bu nedenle beden yorgunluğunun ilk çaresi  stresle baş etmektir.
Sersemlik hissi, çarpıntı, şişkinlik, sinirlilik, huzursuzluk, kilo kaybı yaşıyorsanız,
ilk adresiniz kesinlikle bir dahiliye hekimi olmalıdır. İyi bir muayene, iyi bir kan tahlili sizi bir çok hastalıktan kurtaracaktır.
Ancak şunu unutmayalım!
Son zamanlarda hızla başı çeken ‘Kronik Yorgunluk Sendromu’nun baş nedeni strestir.
Günümüzde bir çok hastalığın temelinde yatan stresi, metropol yaşam, ülkenin son yaşadıkları, içinden geçtiğimiz durumlar  körüklüyor, önüne geçilemez hale sokuyor.
‘Kronik yorgunluk’ dediğimiz sıkıntının tedavisi önce stresi yok etmek, sonra da beslenme alışkanlıkları düzenlenerek, kaliteli bir uyku düzeni oluşturmaktır.
Strese bağlı yorgunlukla nasıl baş edebilmek için ise; kişisel gelişim tamamlanmalı ve kişinin ruhen ve zihnen stresi yenmesi için zihnin boşaltılması sağlanmalıdır. 
Bu nedenle, ister dua edin, ister inançlarınız gereğini yaşayın, ister dertleşin, ister meditasyon yapın, ister yoga, ister doğada yürüyüş, ister kitap okuyun. 
Seçim sizin. 
Ancak zihninizi ne yapın ne edin boşaltın...
Pozitif sevgiye yer açın...

Mutlu kalın…

Fıkra; 
Temel bir gün hastaneye gider. 
Doktor:
- Buyurun beyefendi, şikayetiniz nedir? 
Temel:
-Doktor bey ben ne zaman çay içsem gözüm ağrıyor. 
Bunun üzerine doktor kısa bir muayenenin ardından Temel'e:
- Bundan sonra çay içmeden önce çay kaşığını çıkarın lütfen..!

Günün sözü; 
''Kalem aklın dilidir'' Cervantes

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@