15.02.2020, 07:59

Yüreğimiz dağlandı…

Bir haber.Televizyonlarda.Gazetelerde.Sosyal medyada.İç yakan bir görüntü.İç yakan bir fotoğraf. Yüreğimiz bir kez daha dağlandı bu görüntü ile.

Bir haber.
Televizyonlarda.
Gazetelerde.
Sosyal medyada.
İç yakan bir görüntü.
İç yakan bir fotoğraf. 
Yüreğimiz bir kez daha dağlandı bu görüntü ile.
*
Açlıktan. 
Çaresizlikten. 
Sesini duyurmak adına son umudunu da kullanmak istedi bir baba.
Ve o işsiz baba "çocuklarım aç" diyerek kendini yaktı.
Yetmedi.
Yanlış müdahaleden kalp krizi sebebiyle hayata gözlerini yumdu.
Bazılarının vicdanı daha da sızladı. 
Daha da ağladı.
Daha da sitem etti bu hayata.
Bazıları da buna ucuz siyasi manevra diyebildi kendince.
"Çocuklarım aç" diyebilmek çaresizliğin en dibidir belki.
Ama Hatay Valiliği önünde kendini yakan Âdem Yarıcı için ucuz siyasi manevra hiç değildi.
Nasıl bu kadar vicdansız olabiliyorsunuz?
*
İnsanoğlu serçe gibi.
Uçar, konar, yalpalar. O yürek daim titrek atar. 
Bu karmaşa içinde serçe gibi titrer bedenimiz, sesimiz.
Zamanın başından bu yana hep mücadele, hep mücadele.
Hele ki mücadelenin en büyük olanı açlık ise insana neler yaptırabilir neler tahmin bile edilemez. 
*
Büyüklerin bir sözü vardır. ‘Açlık sofuluğu bozar’ diye. 
Haklılar. Bozar da. 
Hayat o çaresizliğinin içine düşeni aşağı daha da itmeye başladığında işte o zaman açlık sofuluğu bozar.
Her şey sırt çevirir.
Kaç günlük açlık ise fark etmez her şeyi yaptırır.

*
Madem insan başladı yüce Âdem ile bu karmaşaya, bu karmaşa içinde Âdemoğlunun sonu nereye gider bilinmez.
Şimdi ne diyelim?
Bu ülkede ‘çocuklarım aç’ diyerek kendini yakanlar var.
Cebinde bir lira ile intihar eden öğrenciler var.
Şimdi buna ne diyelim?
Hangi düzenin içinde ki kirli elleri veya nemalananları gösterelim?
Şimdi bu karmaşaya ne diyelim?

*
Adına ne diyelim?
Cinnet mi?
Bıkkınlık mı?
Mücadeleden yenik çıkmak mı?
Çaresizlik mi?
Cennet mi, cehennem mi? Son umut mu? Adını siz koyun.
*
Hayatlar. 
Kiminin işine son verilmiş. 
Kimisi iş bulamaz olmuş.
Sıradan bir hikâye gibi ama sıradan değil yaşadıkları. 
Belki yüzlerce kişi var bu şekilde çaresizlik içinde kıvranan.
Oysa onların ayda bekledikleri bir miktar para bazıları için bir akşam yemeği.
Cebinde ki son lirayı uzatanlar var umuda.
Bu paraya hayat satın almak için o çaresizlikte kalanlar var.
Son bir umut ya!
Son bir umut.
*
Bu olay ne anlattı bize?
Hepimiz hayata bir de çaresizlerin penceresinden bakalım diye.
Bu çaresizliği görelim de birkaç can kurtulsun diye.
Kimse çaresiz kalmasın
Umutsuz kalmasın diye.
Bir yaşam bir masaya akşam yemeği için bırakılan para kadar değerlensin diye.
Koca bir aile kurtarılsın yok olmasın diye.
Merhamete kapı açalım diye.
*
Bu hikâyeye yine her zaman ki gibi insanlık üstünkörü bakacak.
Önce üzülecek.
Sonra ah- vah diyecek.
O fotoğrafa bakacak bir daha yine ah diyecek. Sonra unutacak.
Her hikâyenin sonuna baktığı gibi insanlık buna da vicdan penceresinden değil, üzüntü penceresinden bakacak. Sonra yaşanan dram yitip gidecek.
*
Ancak, Türkiye’nin can yakan problemleri arasında işsizlik ilk sırada iken bu tür olaylar görmezden gelinemez.
İstihdam yaratma kabiliyetimiz sınırlı iken ve bundan en çok etkilenen kesim gençler iken bu görmezden gelinemez.
Dev bir işsiz ordusu var. Ve gençler bu ordu içinde çaresizler. Bu görmezden gelinemez.
Oradan oraya koşup duruyorlar, savruluyor bu genç işsiz ordusu. 
Ancak yine geleceğe dair de umutları var. 

*
Umut var, zıttı umutsuzlukta var.
Ve umutları tükenenler de gün geçtikçe daha da büyüyor, büyüyor.
Ne yapacak bu umutları tükenen gençler?
Kaderlerini kendileri çizecekler. 
Ve hepimiz artık yorulduk.
Yorulduk.

*

Şimdi düşünün!
Üstü kapatan akıl nerede?
Üstü kapatılan vicdan nerede?
Sıkışmış hayatlar içinde adalet nerede?
*
Siz sadece tartışın!
Empatiden yoksun, bencillikler içinde boğulmuş olarak sadece tartışın.
Üşümüş mü birileri?
Aç mı birileri?
Kimin umurunda ki?


Dip notlar;
Veda mektubu… 
"Yaşanan her şeyin bir sebebi vardır" diyen 20. yüzyılın en önemli yazarları arasında kabul edilen Gabriel Garcia Marquez’in ilginç bir vedası vardır.
“Tanrı bir an için paçavradan bebek olduğumu unutup can vererek beni ödüllendirse, aklımdan geçen her şeyi dile getiremeyebilirdim, ama en azından dile getirdiklerimi ayrıntısıyla aklımdan geçirir ve düşünürdüm.
Eşyaların maddi yönlerine değil anlamlarına değer verirdim. 
Az uyur, çok rüya görür, gözümü yumduğum her dakikada, 60 saniye boyunca ışığı yitirdiğimi düşünürdüm. 
İnsan aşktan vazgeçerse yaşlanır. Başkaları durduğu zaman yürümeye devam ederdim. 
Başkaları uyurken uyanık kalmaya gayret ederdim.
Başkaları konuşurken dinler, çikolatalı dondurmanın tadından zevk almaya bakardım. 
Eğer tanrı bana birazcık can verse, basit giyinir, yüzümü güneşe çevirir, sadece vücudumu değil, ruhumu da tüm çıplaklığıyla açardım. 
Tanrım, eğer bir kalbim olsaydı nefretimi buzun üzerine kazır ve güneşin göstermesini beklerdim. 
Gökyüzündeki aya, yıldızlar boyunca Van Gogh resimleri çizer, Benedetti şiirleri okur ve serenatlar söylerdim. Gözyaşlarımla gülleri sular, vücuduma batan dikenlerinin acısını hissederek dudak kırmızısı taç yapraklarından öpmek isterdim. 
Tanrım bir yudumluk yaşamım olsaydı... 
Gün geçmesin ki, karşılaştığım tüm insanlara onları sevdiğimi söylemeyeyim. Tüm kadın ve erkekleri, en sevdiğim insanlar oldukları konusunda birer birer ikna ederdim. Ve aşk içinde yaşardım. 
Erkeklere, yaşlandıkları zaman aşkı bırakmalarının ne kadar yanlış olduğunu anlatırdım. Çünkü insan aşkı bırakınca yaşlanır. Çocuklara kanat verirdim. Ama uçmayı kendi başlarına öğrenmelerine olanak sağlardım. Yaşlılara ise ölümün yaşlanma ile değil unutma ile geldiğini öğretirdim. 
Ey insanlar! Sizlerden ne kadar da çok şey öğrenmişim. 
Tüm insanların, mutluluğun gerçekleri görmekte saklı olduğunu bilmeden, dağların zirvesinde yaşamak istediğini öğrendim. Yeni doğan küçük bir bebeğin, babasının parmağını sıkarken aslında onu kendisine sonsuza dek kelepçeyle mahkûm ettiğini öğrendim. Sizlerden çok şey öğrendim. 
Ama bu öğrendiklerim pek işe yaramayacak. Çünkü hepsini bir çantaya kilitledim. 
Mutsuz bir şekilde... 
Artık ölebilir miyim?

TÜİK istatistikleri…
Türkiye İstatistik Kurumu, Ekim 2019’a ait işgücü istatistiklerini ocak ayının ilk günlerinde duyurdu.
Buna göre;
15 yaş üzeri nüfus 61,8 milyon. 
Ve 32,7 milyonluk işgücü var.
Ancak istihdam edilen kişi sayısı 28,3 milyon.
Kısaca işsizlik oranı yüzde 13,4 ve 4.39 milyon kişi işsiz. 15-23 yaş arası gençlerin işsizlik oranı tam 3 puan yükseldi ve yüzde 25,3’e dayandı. Buna çalışmayan ve eğitimde olmayanlar da eklendiğinde gençlerin yüzde 56,5’nin işsiz. 
Kısaca özetlersek 4 gençten biri işsiz.

Dünya genelinde büyük bir rakam yani 267 milyon genç çalışmıyor ve okumuyor.
Bu rakamın 2023 yılında 280 milyona kadar çıkması bekleniyor. Dünyanın yeni sorunu daha da büyüyecek gibi.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün “Dünyada İstihdam ve Sosyal Görünüm: Eğilimler 2020” raporu bu rakamı sundu.
Dünyadaki toplam genç nüfusu 1,2 milyar.
Çalışanlar 429 milyon. Çalışan gençlerin toplam gençlik içindeki payı yüzde 36.
Eğitim süreci devam eden gençlerin toplamı 509 milyon nüfus içindeki payları da yüzde 42.
Ne eğitimde ne de istihdamda olan gençler ise 267 milyon, nüfus içindeki payları yüzde 22.
Kadın genç nüfusunun yüzde 31’i, erkeklerin de yüzde 14’ü hiçbir şey yapmıyor.
Hiçbir şey yapmayan gençlerin oranı 2020 yılında yüzde 22,3’e çıkacak. 2021 yılında yüzde 22,5’a ulaşırken, 2023 yılında ise yüzde 22,8 olacak. Kısaca 2023 yılında 280,1 milyon genç hiçbir şey yapmayacak.


Mutlu kalın…

Fıkra; 
Öğretmeni Temelcik’e sormuş:
-“Her gün iyilik yapıp birini sevindiriyor musun?”
-“Tün teyzeme cittum, çok memnun oldi, pu cün ceri celdim taha çok memnun oldi.”

Günün sözü;
Eğer bir mümin’ in kalbin kırarsan hakka eylediğin secde değildir.
Yunus Emre…


 

Yorumlar