30.08.2021, 16:31

Zafer...

1922 yılı... 26 Ağustos... Afyon’dan başlayan ‘Büyük Taarruz’...

Ve 30 Ağustos, Dumlupınar... Zaferin adresi. Destansı bir mücadelenin tarihi. Halkın hürriyet zevkini tattığı yer. Başkomutanlık Meydan Muharebesi... Tarihin gördüğü en büyük Büyük Taarruz... Bugünlerimizin inşası... İşgal birliklerinin gitmesi ve ülke topraklarını geri almak.

Ne büyük zafer, ne büyük gün.

*

Gün ‘zafer’ günüdür. Gün, ‘Türkiye’nin günüdür. Gün şehitlerimizin günüdür.

Gün önderimiz Atatürk'ün günüdür... Emperyalizmin yenildiği gündür.

İlk defa 1924 yılında Dumlupınar'ın Çal Köyü’nde kutlanan bu büyük gün hala içimizde zaferi tekrar tekrar yaşamak içimizi hep diri tutuyor millet olarak. O sevgi hep diri. O içten içe yanış hep diri.

“Hayattaki en büyük zafer hiçbir zaman düşmemekte değil, her düştüğünde ayağa kalkmakta yatar.” Demiş Nelson Mandela. İşte biz tarihte Atamız ile düştüğümüz yerden kalktık.

*

Uzun yollar kat ettik. Çok çok uzun yollar. İnsanın kalbini zorlayan hikâyeler, acılar içinde ki yollar. Gencecik bedenleri toprağa sunduk. Zafer için. Hala da sunuyoruz.

Bitmeyen bir yol.

Bu destansı zaferin temelinde güçlü bir inanç var.

Büyük vatan aşkı var. Özgürlük tutkusu var.

*

Büyük Taarruz milli ruhun büyümesidir. Bir milletin uyanışıdır.

Bir milletin büyük önder liderliğinde tekrar birlik olduğu gündür. Atalarımızın cesaretini fedakârlığını. hatırlatır. Bir milletin makûs kaderini yendiği gündür. Bunları unutmayalım, unutturmayalım.

Bize bu toprakları hediye eden şehitlerimizin boşuna şehit olmadığını hiç unutturmayalım.

*

Yüzbinlerce şehidin adıdır bu ülkenin adı. Bağımsızlığın adıdır.

Tarihte eşi görülmemiş kurtuluş mücadelesinin adıdır.

“Eğilmez başımıza taç yaptık hürriyeti,

Zaferle kalbimize yazdık Cumhuriyeti.”

Ve Cumhuriyet, düşüncesi hür, anlayışı hür, vicdanı hür nesiller ister.

Ruhlarınız şad, mekânınız cennet olsun yolu başlatanlar.

*

Ama şimdi.

Vatan vatan diye ağzında laf geveleyenler o vatanı parçalıyor, bölüyor, yok ediyor, yapılmayan oyun yok.

Vatanı uğruna gözlerini kırpmadan ölen askerlerin gösterdikleri cesaret ve gururu siyasilerden de görmek arzumuz.

*

Atam der ki;

“Efendiler! Damarlarınızdaki asil kanın farkında olun! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!”

Millet olarak asil kanınızı hatırlayın!

Lütfen tarihinizi bilin!

Ulusal görevinizi bilin!

Köklerinizi bilin!

Dip notlar;

Türk...

"Bu memleket dünyanın beklemediği, asla umut etmediği ayrıcalıklı bir varoluşa sahne oldu. Bu sahne en az 7 bin senelik bir Türk beşiğidir. Beşik doğanın rüzgârıyla sallandı; beşiğin içindeki çocuk doğanın yağmurlarıyla yıkandı, o çocuk doğanın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu sonra onlara alıştı; onların oğlu oldu. Bir gün o doğa çocuğu, doğa oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu... Türk budur. Yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir." Mustafa Kemal Atatürk...

Türk kadını...

“Mustafa Kemal istasyondan şehre doğru, bir süre yaya olarak yürüdü. O'nu görmek için sabahtan itibaren yolları dolduran Tarsusluların arasından neşe ile selamlar vererek, ilerledi. O sırada ansızın bir olayla karşılaştı. Milli Mücadele'deki çete giysili bir kadın, Atatürk’ün yolunu keserek ayağına kapandı. Gözyaşlarıyla şöyle haykırıyordu:

- “Bastığın toprağa kurban olayım Paşam!”

Mustafa Kemal onu yerden kaldırmak için eğilirken kulağına bu kadının Kurtuluş Savaşı'nda cephelerde çarpışmış olan (Adile Çavuş) olduğunu fısıldadılar.

Gözlerinden iki damla yaş düşen Mustafa Kemal, bu güneşten yüzü yanmış kadının elinden tutup ayağa kaldırdı ve ona şöyle seslendi:

- “Kahraman Türk kadını! Sen yerlerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde yükselmeye layıksın.”

Sen hayatı kucaklarsın ey kadın!

Zaferleri yaşarsın. Kederini yaşarsın ey kadın!

Değişimlerde hep sen varsın. Azalır, çoğalır, bölünür, birleşirsin. "Değişim" ve "dönüşüm" sün sen. Hatırla!

Kader...

Nobugara adlı bir general kendi güçlerinin düşmandan kat kat zayıf olmasına karşın saldırı kararı almıştı. Kendisi zaferden emin olduğu halde askerleri şüphe içindeydi. Yol üzerindeki bir Shinto tapınağının önünde durdular.

General: “Bir süre tapınağa çekilip Karnilerden yardım dileyeceğim. Sonra da yazı tura atacağım.

Yazı gelirse kazanırız, ancak tura gelirse kaybedeceğiz demektir. Artık kaderin elleri arasındayız.” deyip tapınağa girdi. Bir süre sonra dışarı çıktı ve eline madeni bir para alıp havaya attı. Yazı gelmişti. Askerlerin morali düzeldi. Kazanacaklarını bilerek zafere koştular ve düşmanı yendiler. Zaferden sonra yaveri generalin yanına gelip heyecanla:

“Demek ki, kimse kaderi değiştiremezmiş. İşte bunu ispatladınız.”

General elinde tuttuğu hileli parayı göstererek sadece: “Kim bilir? Demekle yetindi.

Mutlu kalın...

Fıkra;

Eski Başbakanlardan Rahmetli Hasan Saka, 1950 seçim öncesi Trabzon’da ilçeleri dolaşırken, seçmenlerin halını hatırını sorar:

– Sevgili hemşerilerim, biliyorsunuz demokrasiye geçtik. Yakında seçimler yapılacak. Oylarınızı yine bana vereceksiniz değil mi?

– Yooo… Vermeyeceğuk.

– Peki, neden?

– Başkasına söz verduk da…

– Kime? Kim o?

–Okur, yazar olan birine…

–Neden öyle? Ben okur, yazar değil miyim?

-Değilsun da yirmi yıldur yazduğumuz mektuplara niye cevap vermeysın?

Günün sözü; “Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, seçtiği dinin icaplarını yapmak ve yapmamak hak ve hürriyetlerine maliktir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hâkim olunamaz.” Mustafa Kemal Atatürk...

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@