Akaryakıttan elektriğe kısacası iğneden ipliğe yapılan zamlar dönüp dolaşıp sonunda temel gıda ürünlerinin fiyatlarını astronomik düzeye çıkarttı. Gıda enflasyonu, Ramazan ibadetindeki vatandaşların fitre ve fidye hesaplarını bozarken lokantacı esnafını ve üniversite öğrencilerini isyan ettirdi.

Fadime ALTANHAN, Selcan ŞERİFAKİ / YENİGÜN - Türkiye dünya gıda enflasyonu liginde tırmanışını sürdürüyor. Resmi verilerde yüzde 70’lere reelde ise yüzde yüzlere ulaşan gıda enflasyonuyla Türkiye dünya sıralamasında ilk üçü zorluyor.

İç savaş ile kaosun kol gezdiği Venezuela, Sudan, Lübnan ve Suriye’nin üst sıralarda yer aldığı listede Türkiye’nin ilk üçü zorlaması ciddi bir problemin göstergesi olarak nitelendiriliyor.

ugur toprak

GIDA ENFLASYONU YIKICIDIR

Gıda enflasyonunun sadece ekonomik değil aynı zamanda sosyal bir sorun olduğuna vurgu yapan TMMOB Gıda Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Uğur Toprak, “Yükselen döviz fiyatları ve artan işsizlikle birlikte gıda enflasyonundaki artış vatandaşın alım gücünü büyük ölçüde azalttı. Bundan dar gelirli kesimi daha fazla etkiledi. Yurttaşlar gıda indirim günlerine odaklandı. Yurttaşlar halk ekmek ve askıda ekmek kuyruklarını uzattıkça uzattı. Semt pazarlarının arkasında kalanları toplayanlar var. Gıda enflasyonu yıkıcı olmaya devam ediyor” dedi.

On bir ayın sultanı Ramazan’da ibadete yönelen yurttaşların önemli gündemini bu ayda verilen fitre ve fidyeler oluşturuyor. Özellikle gıda enflasyonundaki büyük artışa dikkat çeken vatandaşlar bu ibadet yerine getirmek için en sağlıklı bilgiye ulaşmak istiyor. Yenigün Gazetesi’nin sorularını cevaplayan Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, enflasyon ve yoksulluk indekslerine dikkat çekti.

Prof

EMEKLİ, MEMUR VE ASGARİ ÜCRETLİYE FİTRE YOK MU?

Fitrenin, kendini yoksul ve sadakaya muhtaç görmeyen her müslümanın vermesi gereken mali bir sorumluluk olduğunu belirten Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi ve Sanatları Bölümü Başkanı Prof. Dr. Muhammet Hanefi Palabıyık, şu açıklamalarda bulundu: " Mesela memurlar bugün yoksul mudur? Yoksul kabul edilebilir. Sonuçta enflasyona göre, yoksulluk ve fakirlik indeksleri var. Onlara göre, asgari ücretliler de aynı şekilde yoksulluk sınırının altında kaldılar. Emekliler daha kötü yoksulluk sınırlarının altındalar. Böyle bir durumdaki Müslümanların dahi ellerinde ve avuçlarındakini kendinden daha yoksula verme ve onunla paylaşma arzusu vardır. Her durumda bizlerden daha kötü durumda olan kişiler bulunabiliyor. Bu durumdaki kişiler, yakınında olabilir, komşusunda olabilir, tanıdıklarında olabilir. Hiç olmazsa bayrama daha sevinçli girsinler, bayramı daha farklı yaşasınlar diye yapılan bir yardımlaşmadır bu aslında. Hz Peygamber bir şeyi teşvik ediyorsa; farz yada vacip yani yapmakta zorunluluk gibi bir sorumluluk ortaya çıkıyor. Sadakanın zaten belli bir sınırı yok, malının tamamını bile sadaka olarak verebilir insan. Genellikle bazı İslam alimleri ile araştırmacıları, sadakayı sünnet olarak görüyorsa da bana göre sadaka vermek farzdır. İnsan bütün malını bile sadaka verebilir. Zekâtın miktarı bellidir. Fakat sadakanın belirli bir miktarı yoktur. Zorunlu değil gibi gözüküyor ama onlarca ayet var sadakanın verilmesi ile ilgili. Bu teşvikler bize gösteriyor ki; ben zengin değilsem de; cebimde de biraz para varsa, imkânım varsa, bunu her halükarda paylaşmam lazım. Bir müminin başka bir müminin ihtiyaçlarını takip etmesi ve dert edinmesi sadakadır. Müslüman olmak bunu gerektirir."

FİTREYİ KİMLER VERSİN?

Prof. Dr. Palabıyık, fitre vermek isteyen müslümanlara ise şu tavsiyelerde bulundu: "Fitre Ramazan ayına mahsus bir şey. Ramazan dışında verilmesi söz konusu değildir. Bayramdan önce verilmelidir. Diyanet her ne kadar bir fiyat belirliyorsa da, belirlenen miktar en asgari miktardır. Bunun daha üzerinde verilmesinin ölçüsü şudur. Kişinin kendi geçiminize göre, benim geçimime göre, bizden çok daha zengin olanların gelirlerine göre kendi geçim düzeyleri var. Mesela ben bir günde, 200 TL'lik yiyor ve doyuyorum, bir başkası gidip 500 TL ile doyuyor. Kusura bakmasınlar ama 200 TL yiyen ile 500 TL yiyenin herhalde aynı miktarda fitre vermesi düşünülemez. Diyanet'in belirlediği 40 TL en aşağıyı gösteriyor. Asgari ücretlinin de başka bir geliri vardır, kirası vardır. Dolayısıyla bunu daha fazla vermesi vicdanı açısından daha iyi olacaktır. Ben bir öğünde 100 TL'ye doyuyorsam fitre miktarı benim için budur. En geç bayram sabahı vermek kaydıyla, fakir fukara bayramı buruk geçirmesin diye kelle başı yani evdeki her canlı için verilen bir miktardır. 50 TL'den vermek isteyen 4 kişilik bir aile, 200 TL filtresini verecek" dedi.

ZENGİNLİĞİN ÖLÇÜSÜ TARTIŞILIYOR

"Zenginliğin ölçüsü bugün tartışılıyor" diyen Prof. Dr. M. Hanefi Palabıyık, sözlerini şu şekilde sürdürdü: "Zekât vermek için daha üst düzeyde bir zenginlik gerekirken, fitre için buna gerek yoktur. Zenginliğin ölçüsü bugün tartışılıyor. İlahiyat Fakültelerinde bununla ilgili tezler yapıldı, yapılmaya devam ediyor. O dönemdeki zenginlik ölçü ve miktarları bugün artık konuşulmaz. Hz. Peygamber’in söyledikleri bugün bize sadece ölçü verebiliyor. Bu ölçülerden hareketle miktarları uyarlamak lazım. 90 gram altın deniliyor. Fakat 90 gram altınla bugün insan Hacca dahi gidemez. O dönemde 90 gram altın, 40 küçükbaş hayvan, 30 büyükbaş hayvan gibi bunların hepsinin miktarları birbirine eşitti. Şu anda hiçbiri denk düşmediği gibi 39 koyunu olan kimseye zekât gerekmiyor. Hâlbuki 39 koyunu olan kimse 90 gram altını olandan daha zengin olabiliyor. Bunlar bugünün yeni içtihat konularıdır. Bu konuların çalışılması lazım. Ekonomi çalışan ilahiyatçı hocalarımız vardır. Onların teklifleri bence önemsenmeli ve gündeme getirilmelidir. Ümmetin önünün açılması için bunlar gereklidir. Hz. Peygamber döneminde zekât vergidir. Fakat sonraki dönemlerde zekât vergi olmaktan çıkarılmıştır. Zekât, fitre gibi ramazana mahsus değildir, şartlarıyla birlikte her zaman verilebilir. Allah Resulü insanları ramazanda cömert olmaya teşvik etmiştir."

FİDYEYİ KİMLER VERİR?

Fidyenin, Ramazanda elinde olmayan nedenlerden dolayı oruç tutamayan kişilerin, tutamadığı günlere karşılık olmak üzere yoksullara verdiği miktar olduğunu ifade eden Palabıyık, "Hamile veya emzikli bir kadın ya da geçici hastalığı olan kimseler gibi daha sonra oruç tutabilecek olan kimseler vardır, bunlar fidye veremez, oruçlarını daha sonra tutmak zorundalar. Biz buna kaza diyoruz. Ancak orucu hiç tutamayacak durumda olanlar veya belli bir kısmını tutmuş ancak diğer kısmını tutamayacak duruma düşmüş olanların fidye vermeleri gerekmektedir. Bunun için günlük iki öğün yemek miktarını hesaplamak ve ona denk bir miktar ödemek gerekiyor" ifadelerini kullandı.

doğan kılıç (3)

ENFLASYONUN ATEŞİ SÖNMEK BİLMİYOR

Esnafın sorununun 3 yıl önce başladığını söyleyen İzmir Lokantacılar ve Gazinocular Odası Başkanı Doğan Kılıç, "Sorunumuz bugünlük değil. Pandemi döneminde esnaf dükkanlarını kapatmak zorunda kaldı ya da kısa süreli çalıştı. Tam pandemi etkisini yitirdi derken ekonomik kriz başladı. Ekonomik kriz her sektörü olduğu gibi bizim sektörü de vurdu. Girdi maliyetlerinin her geçen gün artması esnafı sıkıntılı bir sürece soktu. Aldığımız ürünlerin fiyatları 3-4 katına çıktı. Esnafda maliyetini çıkarmak için fiyatlarda düzenleme yaptı. Fiyatlar müşteriye yansıdıkça ise müşteri sayımız düşüyor. Esnaf olarak bizler maliyetlerimizi tam olarak fiyatlara yansıtmadığımız halde iftar davetleri de ciddi oranda azaldı. İftar menülerinin 150 lirayı bulduğu bir dönemde nasıl iftarlar düzenlensin?  Bunun yanında vatandaşın alım gücünün düşmesi de sektörü etkiliyor. Artık bırakın toplu iftarları aile bireyleri toplanıp bir iftar yapmakta bile sıkıntı yaşıyor. Pandemi sürecinden dolayı iki yıldır bir araya gelemeyen aileler bu yıl da ekonomik krizden dolayı iftar yapamıyor. Ayda bir defa dışarıda yemek yiyebilen şanslı" dedi.

"Maliyetler fiyatlara yansıyor"

Artan fiyatlar karşısında vatandaş için dışarıda yemek yemenin lüks haline geldiğini belirten Kılıç, "aldığımız ürünlere her gün zam geliyor. Maliyetlerimiz her geçen gün artıyor. Bugün bir lokantaya gidip yemek yemek en az 100-120 lira. Etin kilosu 120 lira, bir teneke yağ ise 800 lira oldu. Toptan aldığımız halde domatesin kilosu 20 lira, biber ise 40 lira. Kullandığımız bir sanayi tüpünün fiyatı ise bin lira.  Bunun yanında asgari ücrete gelen zamda bizleri etkiledi. Usta olarak çalışan 5-6 bin lira maaş alıyordu. Çalışanlarımız asgari ücrete gelen zammı görünce bizden de zam yapmamızı istediler. Bu da esnafın maliyetlerinin daha da artması demek. Elektrik, su gibi giderleri ise hiç saymıyorum. Küçük esnaf çok zor durumda, dükkanlarını kapatıyorlar. Bir yıl önce gittiğimiz dükkana bugün tekrar gittiğimizde ya yerinde başka biri oluyor yada dükkanını kapatmış görüyoruz" diye konuştu.

"Eskiden iftar davetlerine yetişemezdik"

Esnafın eski Ramazan aylarını özlediğini ifade eden Kılıç, "Eskiden Ramazan ayında her gün iftarlar düzenlenir bizlere davetler gelirdi. Bazı günler 2-3 tane iftar daveti gelirdi. Bunun yanında bende vefat eden annem, babam için iftarlar düzenlerdim. Fiyatların yükselmesi ve ekonomik kriz nedeniyle büyük firmalar bile artık iftar vermiyor ya da devetli sayısını düşürüyor. Eskiden bin kişilik iftarlar düzenlenirdi. Günümüzde ise insanlar bırakın büyük davetleri ailelerini alıp dışarıda iftar yapamıyor.  Bugün bir lokantada en ucuz iftar 150 liradan başlıyor. Vatandaş da kendince haklı. Hem esnaf olarak bizler hem de vatandaşlar zor zamanlardan geçiyoruz. Eski ramazanları, bir arada olduğumuz iftar sofralarını özlüyoruz" açıklamalarında bulundu.

ferhat bahadır

"Davetli sayısını düşürdüler"

İzmir'in önde gelen restoranlarından birinin işletmeciliğini yapan Ferhat Bahadır, "Ekonomik kriz nedeniyle aldığımız her ürünün fiyatı 3-4 katına çıktı. Doğal olarak bizlerde ayakta kalmak ve giderlerimizi karşılamak için fiyatlarda bir düzenleme yaptık. Ancak bu yıl fiyatlardaki artış nedeniyle çok fazla iftar düzenlenemiyor. Büyük şirketler bile en fazla 10-15 kişilik iftarlar düzenliyorlar. Aileler ise bu ayda ancak bir kez dışarıda iftar yapabiliyorlar. İnsanların alım gücünün düşmesi, maliyetlerin artması  işlerimizi oldukça etkiliyor. Şu anda bir iftar menüsünün fiyatı 300 lirayı buluyor" ifadelerini kullandı.

Gözden kaçırmayın

Fiyatları katlandı karları küçüldü Fiyatları katlandı karları küçüldü

"Ramazan'da restoranı kapattım"

40 yıldır restoran işletmeciliği yapan Orhan Yornuk, "Ne yazık ki fiyatlar çok yüksek. Bugün bir kilo domatesin kilosu 15-20 lira, en basit bir yeşilliğin demeti 5 lira. Artık gelen müşteriye fiyat olarak ne yazacağımızı düşünüyorum. Eşim dostum iftar için geldiğinde gerçek fiyatı yazmaktan utanıyorum. Yanımda çalışanların maliyetleri de artıyor. Eskiden Ramazan ayında dükkanı açıyordum ama bu yıl 2-3 gün açtım. Maliyetleri karşılamadığı için tekrar kapattım. Restoranımın bulunduğu yerde bankalar var ve ramazan ayında iftar düzenlemek için gelirlerdi. Bu sene hiç talep olmadı o yüzden bende zarar etmemek için dükkanımı kapattım ve bu ayın geçmesini bekliyorum" dedi.

"Fırsatçılık zammı yapılıyor"

Karabağlar'da lokantası bulunan Adem Kuzu, "Ramazan öncesi iki yıl pandemi nedeniyle iftar düzenlenmedi. Bu yıl da zamlardan dolayı iftar davetleri yapılmıyor. Ben Ramazan ayında çok kötü bir fırsatçılık zammı olduğunu düşünüyorum. Bugün kimse eşini, dostunu, arkadaşını çağırıp bir iftar yapamıyor. En fazla 2-3 kişilik ailesiyle birlikte gelip, iftarını yapıp gidiyor. Toplu iftar düzenleyen yok ve bunların hepsi yükselen maliyetlerden dolayı" dedi. Kuzu, "Bir kişinin iftar menüsü çorba, yemek, tatlı ve meşrubat  dediğimizde 150 liraya mal oluyor" diye konuştu.

zübeyde serbest

"Gıda krizi öğrencileri de vurdu"

Öğrencilerin yemek porsiyonlarının az olduğunu ve bu konuda üniversitelerle görüşmelerde bulunduklarını belirten Eğitim- İş İzmir 4 Nolu Şube(Yükseköğretim şubesi) Başkanı Zübeyde Serbest, "Hem personelin hem de öğrencilerin yemek ücretleri çok zamlandı. Gıda krizi üniversite yemekhanelerini de vurdu. Bir hayat pahalılığı olduğunu biliyoruz ve bu konuda üniversitelerle de iletişim kurduk. Ücretlerin personel maaşlarına ve öğrencilerin durumuna göre belirlenmesini istedik. Yemekhaneler ucuz olduğu için tercih ediliyor ancak sıkıntıları da var. İzmir'de bir üniversitede öğrenciler yemeklerden zehirlendi. Bu konuda rektörle görüştük ve kendisi de konuyu araştıracağını, bir daha böyle bir olayın yaşanmaması gerektiğini ve çok üzüldüğünü dile getirdi. Numuneler tahlile gönderilmiş, bizde bu konunun takipçisiyiz" diye konuştu.

"Beslenme hakkı ücretsiz olmalı"

Öğrencilerin sağlıklı, ucuz ve besleyici gıdaya ihtiyacı olduğunu söyleyen Serbest, "Bu çocuklar eğitim görüyorlar ve gelişme çağındalar. Bu nedenle iyi beslenme ve barınma hakları olmalı. Hem yurtlardan hem de yemekhanelerden ücretsiz yararlanmalı. Biz Eğitim-İş olarak parasız, laik, eşit, bilimsel ve çağdaş eğitimi savunuyoruz. Bu noktada öğrencilerin porsiyonlarının az olmasının, zehirlenmelerin çok iyi takip edilmesi gerekiyor. Beslenme hakkından mahrum kalmaması ve devletin bunu  öğrencilere sağlaması gerekir" açıklamalarında bulundu.

ümit akıncı

"Yemek hakkı kamusal hizmettir"

Yemek hakkının öğrenciler ve üniversite personeli için kamusal hizmet için sunulması gereken bir hizmet olduğunu söyleyen Eğitim Sen İzmir 3 Nolu Şube Başkanı Ümit Akıncı, "Bu hizmetten üniversitelerin kar etmesi gibi herhangi bir durum olamaz.  Hem yemekhanelerin kapasitesinin yetersiz olması hem de posiyonların yeterli olmaması ve bu yeterli olmayan porsiyonlara büyük bir takım bedeller talep edilmesi bizim için kabul edilebilir değil. Çünkü merkezi bütçeden üniversitelere yemekhanede sunulan yemek hizmetine dair aktarılan kalemlerde var. Üniversitelerin öğrencilerden yada personelden talep ettiği ücret bu aktarılan bütçenin dışında.

"Bu bir tercih meselesi"

Akıncı, "Üniversiteler yemek hizmetini kamusal bir hizmet olarak sunmuyorlar. Yüksek bedeller talep ediyorlar, porsiyonlar yetersiz, nitelik düşük, yemekhane kapasiteleri de düşük. Yemek yeme saatlerinde öğrencilerin rahatça yemeklerini yiyip sonra dinlenebilecekleri bir ortam yaratılamadı henüz. Geçmiştede böyleydi. Bizim istediğimiz herkesçe özellikle öğrenciler tarafından ulaşılabilir nitelikli, uzmanlar tarafında hazırlanmış besin tablolarına uygun porsiyonların düşük bedellere sunulması. Elimizde üniversitelerin bu yemekten kar edip etmediğine dair bir bilonço olmadığı için net konuşamıyoruz fakat bunu öğrencilere ücretsiz bir şekilde sunabilecek kapasitede bütçeleri var bu bir tercih meselesi." ifadelerini kullandı.

"Başka yerlere yatırımı tercih ediyorlar"

Üniversitelerin yemekhane kapasitesini arttırmak daha doyurucu, daha sağlıklı hale getirmek yerine bütçelerini farklı bir takım noktalara aktarmayı tercih ettiklerini belirten Akıncı, "Örneğin yeni bir takım teknoloji merkezleri, teknokentler gibi yerlere yatırım yapmayı tercih ediyorlar ya da tıp fakültesi olan üniversiltelerde bütçenin büyük bir kısmı burada sunulan sağlık hizmetine ayrılıyor. Burada sunulan sağlık hizmeti de gerek öğrenciler gerek personel gerekse dışarıdan gelenler için kamusal değil. Bütçelerinin bu kısmını gelir getirici yerlere yönlendirmek yerine yemekhanelere yönlendirseler muhtemelen çok daha düşük bedellerle yada ücretsiz olarak yemek hizmeti sunabilir" dedi.

"Kantinden dönme yemekhaneler var"

Öğrencilerin yemek yiyebilecekleri yemekhanelerin yeterli olmadığını söyleyen Eğitim- İş İzmir 4 Nolu Şube(Yükseköğretim şubesi) Başkanı Zübeyde Serbest, "Kantinden bozma yemekhaneler var. Pandemide bile öğrenciler yemek yiyebilmek için uzun kuyruklar oluşturuyorlardı. Özellikle sağlık meslek yüksek okullarında, tıp fakültelerinde öğrenciler bedensel olarak da yoruldukları staj zamanlarında uzun kuyruklarda bekliyorlardı ve hala daha bu kuyruklar devam ediyor. Geçici sistem yapıyorlar, taşımalı yemek getiriyorlar. Bu durumda çalışan personeller alanın uygun olmaması ve personel yetersizliği nedeniyle bir yük de onlara oluyor" dedi.