Altıok davayla ilgili olan paylaşımlarının çoğunluğunu milletvekili ve İnsan Haklarından Sorumlu Gnele Başkan Yardımcısı olduğu döneme ait olduğuna dikkat çekti. Daha önce yargılanıp beraat ettiği 8 paylaşıma 50 paylaşımının daha eklendiğini ve beraat veren 1. Asliye mahkemesinden 2. Asliye mahkemesine aktarılarak açılan yeni dava sonucu 11 ay 20 gün ceza aldığını ifade etti.

Zeynep Altıok'tan yaşadığı yargı süreciyle ilgili açıklama yenigün (2)

AİHM kararının tercümesi ve mahkemeye sunulması talebini de reddeden hakim ve mahkeme heyetinin tarihi bir yanlışa imza attığına da dikkat çeken Altıok en ufak bir siyasi eleştiriyi hakaret sayarak yargıyı kişisel hakaret davaları ile meşgul eden bir yöneticinin talimatıyla yargılanan sayısız vatandaştan biri olduğunu belirtti. 

Kendisini yalnız bırakmayan isimlere de teşekkür eden Altıok duruşmada yaptığı savunmayı da mesajında paylaştı. Zeynep Altıok'un savunması şöyle:
Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla hâkim karşısına çıkarak beraat ettiğim19 Aralık 2019 tarihinden 20 gün sonra düzenlenen yeni bir dosya ile aynı suçtan yani cumhurbaşkanına hakaretten yargılanıyorum. Beraat ettiğim davada, iddianame milletvekilliğimin bittiği tarih olan 24 Haziran’dan 13 gün sonra sözlü talimatla hakkımda hazırlanan “araştırma raporu”nda yer alan sekiz tweet üzerinden düzenlenmişti. Görülüyor ki beraat ettiğim iddianamede yer alan tweet’lerden sadece 1 tanesi dışarıda bırakılarak aynı tweet’ler beraat ettiğim 1. Urla Asliye mahkemesinden alınarak mahkemenize, yine bir “araştırma raporu” ile geriye dönük olarak yapılan inceleme, araştırmayla, özel bir arayış ve uğraşıyla belirlenen elli tweet daha eklenerek aktarılmış. Ben hukukçu değilim ancak biliyorum ki “kimse beraat ettiği bir suçtan dolayı aynı devletin yargısal yetkisi altındaki yargılama usulleri çerçevesinde yeniden yargılanamaz veya mahkûm edilemez”. 
Görülüyor ki iddia makamı bir önceki davanın sonucundan memnun olmamış, yine görülüyor ki ülkemizde bir süredir öncelikle tek sesli bir medya yaratılarak haber alma özgürlüğünün kısıtlanmasıyla başlayan, vikipedi gibi digital bilgi platformlarının, internet sitelerinin yasaklanmasıyla, sanat eserlerinin sansürlenmesiyle sürdürülen düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu en çok da sosyal medya üzerinden Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla bir hukuk sopasına dönüşmüş durumda.
Göreve başladığı 2014 yılından 2019 yılı sonuna kadar olan dönemde, Cumhurbaşkanına hakaret suçundan 63 bin 41 kişiye dava açıldı. Açılan bu davalarda 9 bin 554 kişi mahkûm oldu. Cumhurbaşkanına hakaret ettikleri gerekçesiyle sadece bir yılda 26 bin 115 kişiye dava açıldı; bu sayı 1980’den bu yana Cumhurbaşkanlığı yapan 4 cumhurbaşkanına yönelik hakaret davalarının toplamının 30 katına denk geliyor. Evren döneminde 340, Özal döneminde 207, Sezer döneminde 168, Gül döneminde 248 kişiye Cumhurbaşkanına hakaret suçundan dava açılmıştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel döneminde 71, Ahmet Necdet Sezer döneminde 82, Abdullah Gül döneminde 233 kişi mahkûm olmuş. Bugün mahkûmiyet sayısı Demirel döneminin 80 katına çıkmış durumda. 
Bugün sadece siyasiler değil cumhurbaşkanını, hükümeti, rejimi eleştiren herkes, vatandaşın en masum itirazı dahi hakaret iddiasıyla yargıya taşınarak zaten zor koşullar altında sınanan adalet sistemi adeta kilitleniyor. Elbette küfür, tehdit ve şantaj içerikli yazı, haber ve sosyal medya paylaşımları sadece Cumhurbaşkanını değil kimi hedef alırsa alsın yargıya intikal edebilir. Ancak son dönemde en ufak bir siyasal eleştiri veya mizah türleri arasında yer alan hiciv, alay, ironi, nükte içeren paylaşımlara, yazılara ve karikatürlere sayısız “hakaret” davası açılması, yargı üzerinden muhalif sesleri kısmaya yönelik bir amaç güdüldüğünü net olarak gösteriyor. Hele yargılanmış ve karara bağlanmış şikâyetlerden yeniden usulsüz ve fütursuzca suç isnat edilmeye çalışılması “etkili siyasi eleştiri”ye tahammülün olmadığını, etkili muhalif bir sesin hukuk sopasıyla sindirilmesi ve susturulması için birilerinin talimatıyla hareket edildiğini, hatta kararlılıkla mutlaka ceza verilmesi için tutum alındığını düşündürüyor. 
Bilgiden, düşünce ve ifade özgürlüğünden, sanattan uzaklaştırılan toplumlar, okuduğunu anlama ve muhakeme yetilerini de yitirirler. Eleştiriyle hakareti ayıramaz hale gelirler, tek sesli ve tek boyutlu hale gelirler. Tek ve değişmez doğruları olanlar eşit, özgür, çok sesli bir yaşamdan, paylaşma ve dayanışma kültüründen mahrum kalmış mutsuz bireylere dönüşürler. Başkasının doğrularıyla biçilmiş sıradan ve mutsuz hayatlar yerine çok sesli, adil bir düzen aramak suç değildir. 
Günümüzde, gerek iletişim teknolojilerinin getirdiği kolaylıklar, gerekse toplum yaşamında artık bir gerçeğe dönüşen sosyal medya mecrası siyasette kullanılan dili de etkilemiştir. Ben de, seçmeniyle iletişim kurabilmek adına, gazete yazılarım ve konuşmalarım dışında, sosyal medya üzerinde yaptığım paylaşımlarda genç, yeni kuşak sosyal medya kullanıcılarıyla iletişim kurmak adına siyasal mizahı kullanmayı tercih eden bir siyasetçiyim. Üstelik cımbızlanan tweet’lerimin büyük çoğunluğu CHP insan haklarından sorumlu genel başkan yardımcılığı yaptığım döneme ait.
Fransız yazar Baudelaire “İnsan gülerek ısırır” der. Mizah, farklı üslup ve biçimlerle, hiciv, ironi, alay, şaka, nükte, karikatür gibi türlerinde form kazanmış; sosyal protestoda ve siyasette her zaman kullanılmıştır. Mizah ve siyaset ilişkisi kurulurken, doğal olarak bir sosyal protesto işlevi ön plana çıkar. ‘Bir farkındalık yaratma süreci’ olarak tanımladığımız sosyal protesto, mizahın sivri, uslanmaz, hayal gücü geniş ve ‘orantısız zekâ’sından faydalanarak dikkat çekmeyi hedefler. Yani tam olarak biz siyasetçilerin beklentisi budur. Oysa bizim ülkemizde karikatürler, ironi ve eleştiri “orantısız dava konusu” haline gelmiş durumda. Dünyanın her yanında siyasetçiler artık topluma mâl olmuş kişidir. Taklitleri yapılır, üzerinden şakalar, espriler üretilir ve yayınlanır. 'Şahsıma hakaret ediyorlar' diyebilme sınırı diğer insanlara göre çok daha geniş olmak zorundadır. Örneğin eski Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle, Kültür Bakanı’na bir gün; "Sayın bakan, son zamanlarda karikatürlerim çıkmaz oldu, hakkımda espri yapılmıyor, halk beni sevmiyor mu?" diye sormuştur. 
Hakkında suç isnat edilen tweet’lerime tek tek bakıldığında, hiçbir şekilde hakaret ve küfür içermemekte, yukarıda ifade ettiğimi üzere hiciv, nükte, ironi gibi yöntemler kullanılarak siyasi iktidar ve iktidarın genel başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın icraatları eleştirilmektedir.
Madem yeniden buradayım yeniden söyleyeyim; yaşamı boyunca bilimin, düşüncenin ve hümanizmin açtığı yolda eşitlik ve hak mücadelesi yürütmüş biri olarak; ülkemi ve kendimi içinde bulduğum karanlık düzen, yozluk ve mutsuzlukla savaşmak için çıktığım yolda, kendim için susmak yerine hepimiz için doğru bildiğimi söylemek, ilkeli ve tutarlı siyaset için de eleştiri ve direnme hakkını savunmak benim için bir yaşam biçimidir.
Bu suç değil, bir haktır.