15.08.2015, 21:00

Zor ülkeyiz zor...

Komisyon...

Koalisyon...

Deklarasyon...

Celse...

Süreç...

Barış...

Savaş...

Ateşkes...

Havale...

Yandaş...

Çare...

Terör...

Bomba...

Silah...

Patlama...

Tuzaklar...

Saldırı...

Ölüm...

Acı, acı, acı...

*

Sıraladım bir bir size son günlerin kaosunu.

Hiç eksik olmadı bunlar ülkemde.

Çare ne?Yukarıdan mı inecek iple?

Ortaya aniden mi çıkacak? Yooo...

Çözüm ne?

Gönüldür gönül çare...

Yürektir çözüm...

İstektir...

Ruhtur...

*

Toplan dur, konuş dur, kırsalı, kasabası, şehri, köyü ile didin dur.

Nefret nedir?

‘Neden’dir?

Düşünen yok.

Bu ülkede kaos mazeretlerle değişmez.

Yorulduk...

Yordular...

Yoracaklar...

Üzüldük

Üzüyorlar...

*

Kolay bir ülke miyiz? Tabiki değil…

Zoruz…

Kolay tatmin olmuyoruz…

Öfkeli ülkeyiz…

Tahammülsüzüz...

Yetinmeyi bilmeyenlerle çevriliyiz…

Kendi işimizle değil de hep çevremizle ilgileniriz…

‘Başkası ne yapmış? Ne yemiş? Ne giymiş? Nereye gitmiş?’ dedikodusu ve özentisi ile çöküşümüzü hazırlıyoruz.

Ve çevreyi sevmeyerek katledenlerle birlikteyiz…

Hatta birbirini sevemeyenlerle dolu bir ülkeyiz…

Bu nedenle zoruz…

Bu nedenle uslanmıyoruz, uslanamıyoruz…

Bezdik de, bezdirildik de…

Güzelliğimizi, tarihimizi, doğamızı, merhametimizi, misafirperverliğimizi koruyamaz olduk...

*

Peki, kim farkında hakkımızdaki notların?

Her şey doğaçlama değil mi yaşamda?

Barış ve savaş gibi iki uyumsuzluk nasıl da birbiriyle bağdaşmış durumda şu günlerde...

Birbirine girmiş, birbiriyle sevişir olmuş...

Bir bakarsın biri çığırtkanlık ile savaş der durur. Oysa kaybettikleri savaş sebebiyle değil midir?

Kimseler, farkında bile değildi ki, doğaçlamamızın, hemen inanmamızın.

Kim bilir belki birileri not alıyor her daim hakkımızda...

Bir bir yazıyor kâğıtlara...

Bir yoksullukla talim ettirelim, işsizliği yükseltelim...

Olmadı, eğitimi bitirelim, saygı kalmasın...

Teknoloji ile şımartalım...

Yok yok yetmez...

Olmadı ara bozalım, bozgunculuk çıkartalım, öldürtelim, yok edelim...

Yok yetmez...

Önemli bir ayrıştırıcı, bölücü olmalı değil mi?

İçlerine savaş çığırtkanlarını salalım...

İşte oldu...

Buydu...

Çare buydu...

Şifre buydu...

*

Hadi gelelim topluma...

Biz birbirine sarılan bir toplum olduğumuzu unutmadık ki...

Biz dayanışmayı unutmadık ki...

Her anda birleşmeyi unutmadık ki...

Fakiri, zengini, yaşlısı, genci, okuru, cahili tek bir noktada birleşiverir hemen ülkemde...

Tamam, eskisi gibi değiliz merhamette, ancak bunu da atlatırız yine şefkatle...

Ne bir eksik, ne bir fazla...

 

Dip notlar;

 

Biz ne olduk?

 

Şu son 10 yıla baktığımızda kazandığımız ne?

AB ile üyelik müzakeresi içendeyiz, ancak kafada da işlevde de gerideyiz…

"Bildiğini bilme, bilmediğini bil’’ dönemi başladı...

Tüketim toplumu olduk...

‘Para’landık ama uzaklaştık…

Ensesi kalınlar arttı, daha da arttı…

Yoksulu, dar gelirliyi, unutur olduk…

Ayrıştık ve ayrıştırdık...

Ayrışma halen de devamda...

Şiddeti sevdik…

Paylaşımı yitirdik…

Farklı görüşlerin gölgesinde ezildik…

Kaç üniversitemiz var? Çok. Ancak eğitilen az…

Beş yıldızlı otel sayısı arttı mı? Arttı. Ancak bina ile ağaç yer değişti...

Geliştik evet, geliştikçe de insanlıkta geriledik…

Evrensel değerlerde sınıfta kaldık, ancak teknoloji ile yoğrulurken iletişimsizlikte birinciyiz…

Uluslararası arenada telefon tüketiciliğinde söz sahibiyiz …

Kredi kartı ile yarışmada ve borçlanmada birinciyiz…

Her alanda başarımızı arttırdık ya, doğamızı da unutmadık…

Sömürdük, sömürülmesine izin verdik…

Bundan sonra ne mi isteyelim?

Ey Aydınlık ey!

Karanlıkları aydın eyle de, gözümüz gönlümüz şenlensin...

 

Dalkavuk...

Şimdilerin hayatı...

Sen iyisin, süpersin, harikasın, bütün güzellikler sende...

Hop taraf değişti...

Sen kötüsün, berbatsın, tüm kötülükler sendeymiş meğer de bilmiyor muşum?

Ah ülkem ah...

Dalkavuklarının da bir çeperi, sınırı, bitimi yok mu senin?

 

Bir kıssa ile taçlanalım.

 

Eskiden konaklarda dalkavuk bulundurulurmuş, adetmiş...

Konağın Bey’i demiş ki :
- Bir dalkavuk alacağım, filan gün imtihan var, sağa sola haber salınız... 
Derken o gün gelmiş, kapının önünde dalkavuk adayları sıra olmuş. 
Biri içeri alınmış Bey sormuş: 
- Sen dalkavuk musun? 
Evet efendim...
Ama sen dalkavuğa hiç benzemiyorsun...
Olur mu efendim? Ben filan Bey'in yanında şu kadar, feşmekan Bey'in yanında da bu kadar sene dalkavuk olarak çalıştım..

Bey:
- Olmadı, sen çık... demiş...
Derken ikinci, üçüncü... adaylar gelmiş, konuşma hep aynı, cevaplar hep aynı... 
Bey, dalkavuğunu bulamayacağını düşünmeye başlamış ki, içeri biri girmiş.

Bey :-Söyle bakalım sen dalkavuk musun? 
Evet efendim...
-Ama sen dalkavuğa hiç benzemiyorsun...
Hayır, hiç benzemem efendim...
- Dur bakayım, biraz da benziyorsun galiba...
Evet efendim. Ben biraz da dalkavuğa benzerim...
Bey hemen dışarı haber salmış : 
- Tamam ben dalkavuğumu buldum...

Mutlu kalın...

 

Fıkra;

Temel kahvenin bir köşesinde kendi kendine söyleniyor, arada bir gülüyor. Arada bir de hatırladığı bir şeyi boş vermek istermiş gibi elini yukarıya doğru kaldırıp indiriyormuş.

Arkadaşları merak etmişler: 
- Yahu Temel sen sabahtan beri konuşarak gülüyorsun. Niye?. 
- Kendi kendime fıkra anlateyrum. 
- Peki, arasıra elini yukarı kaldırıp indiriyorsun...
-Yahu bildigum fikra aklima gelirse onu geçeyrum.

Günün sözü;

 

"Hayat küçük şeylerden oluşur. Eğer sen seversen büyük olurlar."Osho

Yorumlar

Gelişmelerden Haberdar Olun

@