Herkese merhaba;

Bu hafta kitapseverler için seçtiğim kitaplar bizi satranç oyunun inceliklerinden mitolojinin derinliklerine sürükleyecek.
Sizleri için değerlendirdiğim ilk kitap olan Stefan Zweig tarafından yazılmış Satranç kitabı ile sonucu belli bir oyunun yönünü değiştiren esrarengiz yabancıyı tanırken, ikinci kitabım Madeline Miller tarafından yazılmış “Ben Kirke” kitabı ile Olimpos  Dağının tüm iç yüzünü birlikte keşfedeceğiz.

gözde yenigün (1)

Satranç - Stefan Zweig


Merhaba sevgili kitap dostları;

Bu hafta sizlere bahsetmek istediğim ilk kitap her öyküsü etkileyici, her öyküsü sürükleyici bence novella tarzının dünyada ki en iyi temsilcisi Stefan Zweig tarafından yazılmış “Satranç”  Kitabı.
Bir saat gibi kısa bir zamanda okuyabileceğiniz sürpriz sonlu bu hikaye size küçük bir solukta derin bir nefes aldıracak.
Kitap, dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic de bir turnuva için Buenos Aires'e gitmek için bir gemiye binmesiyle başlar. Gemi satranç şampiyonun hikayesini yazmak için yarışan gazetecilerle doludur. Çünkü satranç şampiyonun hikayesi başarılarla dolu olduğu kadar başarısızlıklarla da doludur. Birçok kişinin gıpta ettiği satranç şampiyonu küçük yaşlarda anlama, konuşma gibi birçok konuda zorluk çekmiş bir köylüdür aslında. Küçüklüğünde rahip olan babası ve arkadaşının her akşam oynadığı üç el satranç müsabakalarını düzenli olarak izleyerek satranç öğrenmiştir. Bir akşam babasının işi çıkıp da arkadaşıyla oynadığı satranç yarım kalınca, Mirko babasının yerine oyuna girerek o eli ve devamındaki iki eli daha kazanır. Babası buna çok şaşırır ve devamında şehirdeki satranç kulübüne giderek yeteneğini herkese gösterirler. Böylece büyük bir şöhrete ulaşan Mirko Czentovic, en sonunda da dünya şampiyonu olarak şöhretini zirveye ulaştırır. Satrançta ki başarısı ne kadar iyi ise çevresiyle ilişkisi o kadar kötü olan Mirko, konuşmakta, kendini ifade etmekte ve empati yapmakta çok zayıftır. Bu durumu yüzünden birçok kişi tarafından eleştirilen satranç şampiyonu çoğunluğun ama özellikle de gazetecilerin ilgisini çekmektedir.
Gün geçtikçe gemideki yolcular arasında bir satranç şampiyonu olduğu duyulmaya başlar. Bunu duyan milyoner petrol zengini olan McConnor, Czentovic'e para karşılığı bir el satranç oynamayı teklif eder. Czentovic ise bu teklifi seve seve kabul eder. Fakat Czentovic'e karşı o sırada orada bulunan tüm satranç meraklıları birlikte oynayacaktır. Fakat oyun uzun sürmez, Mirko kısa sürede karşısındaki acemileri yener ve oyundan zevk almadığını karşı tarafa açıkça belli eder. Fakat yenilgiyi hazmedemeyen McConnor Czentovic'e bir el daha teklif eder. Yeniden yenilgiye doğru giderlerken beklenmedik biri çıkagelir. Yapacakları hamlenin yanlış olduğunu, eğer bu hamleyi yaparlarsa birkaç hamle sonra yenileceklerini söyleyerek doğru hamleyi yapmalarını sağlar. Bu her hamlede böylece devam eder ve sonunda Czentovic ile berabere kalırlar. Mirco oyunu ciddiye almaya başlar, satranç meraklıları da galibiyet alarak kırılan gururlarını tamir etme derdindedir.
Peki sizce dünya şampiyonuna kafa tutarak oyunu beraberliğe taşıyan kişi kimdir? Hikayesi ne olabilir? Son olarak bu satranç oyununu kim kazanmıştır? Sizlerde benim gibi bu hikayenin sonunu merak ettiyseniz anlatımı akıcı, dili sade, hikayesi sizi başka bir döneme götürecek bu öykü kitap sever herkese naçizane tavsiyemdir.

gözde yenigün (2)

Ben Kirke - Madeline Miller


Bu hafta sizlere daha önce Akhilleus'un şarkısı kitabını tanıttığım Madeline Miller’a ait “Ben Kirke” kitabını değerlendirmek istedim. Akhilleus'un şarkısı kitabında olduğu kadar olay, heyecan, macera dolu olan bu kitap mitoloji severlerin tüm isteklerini karşılayacak nitelikte. Yunan mitolojisindeki neredeyse tüm tanrıların, efsanelerin,canavarların hikayelerine,hırslarına, egolarına ve hayatlarına yer veren Ben Kirke’nin hikayesinden birkaç kitap daha yazılabilir boyutta.
Güneş Tanrısının insana benzediği için dışlananıp en sevilmeyen kızı olan Kirke’nin ağzından akrabaları olan tanrıların hikayesini okumak çok oldukça da keyifli. Her aile de olan küçük atışmaların, küçük dargınlıkların tanrılar arasında yaşanmasından kaynaklı devasa etkisi ve bu etkinin Kirke’nin hayatına olumsuz etkileri kitabın ana konusu.
Kirke;  babasının akik sarayında kardeşleriyle birlikte yaşayan, ama güneş tanrısının en sevilmeyen ve en hor görülen çocuğudur. Tanrı babasının güçsüz bulduğu, kendi hayatının peşinde koşan annesinin umursamadığı Kirke, çok yalnızdır.
Bir gün amcası Prometheus, ölümlülere yardım ettiği için Zeus tarafından cezalandırılmaya karar verilir. Cezası Kafkas Dağları’nda bir kayaya zincirlenerek, her gün bir kartal tarafından karaciğerinin yenilmesidir. Amcasının bu cezaya çarptırıldığını gören Kirke, amcasının bu cezayı almasına üzülür. Amcasının yanına giderek, ona destek olmaya çalışır. Bunu yaparken de babasından da korkuyordur. Çünkü yakalanması durumunda Zeus’un gazabının üzerinde olacağından şüphesi yoktur. O gün Kirke’nin amcasına ettiği yardım bir müddet hayatının sırrı olur.
Kendi yalnızlığında boğulan Kirke, bir gün sahilde dolaşırken Glaukos isimli bir ölümlü balıkçı ile tanışır. Balıkçı ile zaman geçirmek Kirke’yi mutlu eder. Zamanla her gün onunla sahilde buluşmaya, birlikte vakit geçirmeye başlarlar. Glaukos anne babasına bakmakla sorumludur. Bu yüzden balık tutup para kazanmaya çalışmak zorundadır. Kirke onunla daha çok vakit geçirebilmek için anneannesinden yardım isteyip Glaukos ’un oltasına yüzlerce balık tutmasını sağlamasını ister. Anneannesi de onun bu üzgün halini görüp dileğini yerine getirir. Böylece balıkçı ve Kirke balık tutma derdi olmadan daha çok zaman geçirirler. Kirke bir süre sonra balıkçıya aşık olur fakat balıkçının ölümlü olması bir gün öleceği anlamına geliyordur ve Kirke ölümsüzdür. Bu durumu bir çare arayan Kirke’nin bir gün gezmeye çıktığında bazı çiçekler ilgisini çeker. Onları toplayıp büyü yapmaya karar verir. Glaukos’a tanrı yapıp ölümsüz kılmak içindir bu büyü. Ölümsüzlerin dünyasında bu büyük bir suçtur ve cezası ağırdır. Yalnızlık ve aşktan gözü kör olan Kirke tüm sorumluluğu üzerine alarak büyüyü yapar çünkü Glaukos’la evlenmek için başka çaresi yoktur. Büyü sonucu Glaukos tanrı olur. Kirke tanrılara yeni tanrıyı tanıtır. Fakat durumu kimse sorgulamaz. Glaukos kısa zamanda tanrılar dünyasına adapte olur ve Kirke’yi unutur. Hatta tanrların bir alt türü olan nymphalar tarafından ilgi odağı haline gelir. Onun ilgisini çekip evlenmek için yarışırlar. Bu yarışmada Skylla adlı nympha galip çıkar ve Glaukosla evlenmeye karar verirler. Bunu öğrenen Kirke kıskançlığından bitkilerden büyü yaparak Skylla’yı canavara dönüştürür.
Yaptıklarından pişmanlık duyan Kirke, her şeyi itiraf eder ve Zeus tarafından cezaya çarptırılır. Cezası  ömrünün sonuna kadar Aiaie adlı adaya sürgün edilmektir. Kirke bu duruma çok üzülür. Ama bu adaya gitmek zorundadır. Bu adaya gittiğinde bitkiler ile büyüler denemeye başlar. Hayvanları besleyip kendine onları koruma yapar. Gel zaman git zaman günler geçer. Bir gün adasına Odysseus adlı bir denizci mürettebatı ile Kirke’nin adasına sığınır. Kirke onların zor durumda olduklarını görüp yardım eder. Bu mürettebat Troya savaşından geldiklerini, uzun zamandır ülkelerine dönemediklerini anlatılar. Bir süre adalarında toparlanmaya çalışıp en kısa zamanda döneceklerine dair söz verip Kirke’yi adada kalmalarına ikna ederler. Kirke onların bu haline üzülüp kabul eder. Odysseus ile güzel vakitler geçirip onun kahramanlık hikâyelerini dinler. Hatta onunla birlikte olur. Onu adadan göndermemek için birçok bahane bulur. Bir sene kadar orada kalırlar. Daha sonra bahar mevsiminde artık ülkelerine dönme vaktinin geldiğini söyleyip dönerler. Onlar gittikten sonra Kirke’ye bir haller olur. Hamile olduğunu anlar. Aniden doğum yapar. Çocuk Odysseus’tandır. Kirke çocuğu ölümlü olduğu için zorluklarla büyütür. Tanrı Athena çocuğun uğursuzluk getireceği düşünür ve çocuğu sürekli öldürmek ister. Kirke çocuğunu her türlü tehlikeye karşı korur ve tüm bu zorluklara rağmen çocuğu Telegonos büyür ve babasını bulmaya karar verir. Bu yolculukta dünyayı tanıyıp kendini bulur. Kirke babasından yardım isteyerek cezasının affını sağlar fakat en mutlu olduğu yerin adası olduğuna karar vererek adaya geri döner.
Girit gezisi sırasında duyduğum tüm mitolojik hikayelerin aynı öyküde yer aldığı, dili sade anlatımı akıcı fakat bir o kadar karakter ve olay yoğunluğu fazla bu kitap mitoloji sever herkese naçizane tavsiyemdir.